Yeni Eğitim Yılına Girerken Vicdani Eğitim İhtiyacı 30 Ağustos 2025, 08:50

Eylül ayı geldiğinde evlerimizde, okullarımızda bambaşka bir heyecan vardır. Çocuklar yeni çantalarını sırtlanır, defterlerin kokusunu içlerine çeker, okullar, sınıflar neşeli gülüşmelere sahne olur. Ancak aynı günlerde Gazze başta olmak üzere dünyanın pek çok yerindeki çocukların uyandığı manzara bambaşkadır. Ne yeni defterleri, ne umutla dolu sınıfları vardır. Onların kulaklarında okul zili pek olmamıştır veya savaş bilgelerindeki gibi bombaların uğultusu yankılanır. Bir tarafta bilgiye açılan kapılar, diğer tarafta yıkıntılar altında kaybolan hayaller… İşte bu çelişki, biz eğitimcilerin vicdanını derinden sarsmalı ve eğitimdeki esas görevlerimizin ne olması konusunu yeniden hatırlatmalıdır.
Eğitim, her çocuğun doğuştan ve en tabii hakkıdır. Fakat bugün dünyada milyonlarca çocuk bu haktan mahrum bırakılmaktadır. UNICEF verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 250 milyondan fazla çocuk okula devam edememektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri savaşlardır. Gazze’de 2023–2024 eğitim yılında yaklaşık 625.000 öğrenci eğitim hakkını kaybetti. Okulların %95’i ya yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Sadece Sudan’da 19 milyon çocuk okula gidemiyor. “Save the Children” raporuna göre, çatışma ve kırılgan ülkelerde yaşayan her üç çocuktan biri eğitimden mahrum durumdadır. Dünyada çocuklar savaşlardan hariç onlarca problemden etkilenmektedir; çocuk işçiliği, suça zorlanma, organ ticareti yanında kaleme dahi alamayacağımız problemlerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Bütün bu zorlukların en belirgin ortak sonucu çocukların eğitimden uzak kalmalarıdır. Çocuklardan çalınan eğitim yalnızca bilgi eksikliği, hayata eksik hazırlanmak olarak kalmamaktadır. Eğitim eksikliği aynı zamanda hem kendilerinin hem ülkelerinin geleceğinin çalınması anlamına gelmektedir. Okula gidemeyen her çocuk, bir toplumun yarınlarından koparılan bir parça olarak değerlendirilmelidir.
Vicdan Eğitiminin eğitim süreçlerinde bilgi kadar ve ondan daha çok önemli olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Eğitim yalnızca akademik başarıyla ölçülemez. Merhamet, empati, adalet gibi değerler kazandırılmadığında, yalnızca bilgiye sahip ama vicdanı körelmiş bireyler yetişir. Oysa insanlığı ileriye taşıyacak olan, bilgisiyle birlikte vicdanını da büyüten nesillerdir. En yıkıcı silahlar, en tehlikeli tıbbi ve dijital virüsler çok zeki ve iyi öğretimli bireylerin eserleridir. Sosyal ve duygusal öğrenme (SEL) den uzak eğitim programları, toplumların ihtiyacı olan iyi insana erişim için yetersizdir. Dünya’da adaletin tesisi için bilgili olduğu kadar vicdanlı bireylere ihtiyaç vardır. Hatta vicdanlı olmanın bilgili olmanın önünde tutulmasının gereği gün be gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Bilgi, bireyi donatırken, değerler onu topluma katkı sağlayan bir birey haline getirir. Empati, yalnızca duygusal bir erdem değil; toplumsal dayanışmanın teminatıdır. Eğitimde SEL uygulamaları, hem bireysel hem toplumsal düzeyde somut kazanımlar sağlar. Eğitimciler, ders kitaplarını olduğu kadar vicdan kitaplarını da açmalıdır. Veliler, çocuklarının başarısını sadece notlarla değil, merhametleriyle de ölçmelidir. Öğrenciler, öğrenirken aynı zamanda paylaşmayı, anlamayı, empati kurmayı da hayatlarına katmalıdırlar. Öğrencilerimiz sadece kendi ülkesinin dertleri ile değil diğer dünya milletlerinin dertleri ile de hemhal olabilmelidir. Küresel farkındalık ile yetiştirilen bireyler kendi ülke menfaatlerini korumanın yanında haklıya hakkını teslim edebilmeyi de öğrenmelidirler. Vicdanlı çocuklar başka coğrafyalardaki yaşıtlarının acılarını duydukça, kendi sorumluluklarının farkına varabilirler.
Araştırmalar, sosyal-duygusal öğrenme programlarının uygulandığı okullarda akademik başarının %11 arttığını, zorbalık ve şiddet olaylarının azaldığını göstermektedir. Bu sonuç, eğitimin bilgi kadar değerler üzerine inşa edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Çocuklarımıza Gazze’deki yaşıtlarının yaşadıklarını anlatmak, onları suçlulukla değil, sorumlulukla yüzleştirmek demektir. Empati kurmayı öğrenen öğrenci, en yakınından başlayarak dünyada yaşayan her canlıya vicdanı ile bakacak, barış ve adalet için daha duyarlı olacaktır.
Biz eğitimcilerin görevi sadece müfredatı yetiştirmek değildir. Öğrencilere bilgi kazandırmak kadar, onları vicdanlı bireyler olarak yetiştirmek önemli bir sorumluluğumuzdur. Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, vicdan sahibi insanlardır. Gazze’de yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor ki savaşları durduracak olan ne sadece teknoloji ne de siyasi kararlardır. Ancak vicdan ve merhamettir. İşte bu noktada eğitimcinin sorumluluğu devreye girmektedir. Bizler sınıflarımızda sadece bilgi aktarmıyoruz; aynı zamanda karakter, ahlak ve insanlık inşa ediyoruz. Çünkü insani erdeme giden yol, en iyi müfredattan bile güçlüdür. Aile bireyleri, toplum önderleri olan eğitimcilerin bu konuda sorumlulukları büyüktür. Aile içi sohbetlerden, her türlü medya aracından, okul müfredatlarından gelen mesajlar organize ve birbirini destekler mahiyette olması vicdanlı bireyler yetiştirmede daha etkili olacaktır. Birey, toplum ve devlet bu misyonu birlikte yürütmelidir.
Vicdani eğitim evde başlamalı ancak evde, okulda ve toplumda birlikte pekiştirilmelidir. Eğitimciler, yalnızca sınıfta öğretmenler değil aynı zamanda toplumun vicdanını diri tutan öncülerdir. Sınıflarımızda, dünyada yaşanan trajedileri gündem yapabilmeliyiz. Çocuklarımızı korkutmadan, umutlarını söndürmeden, ama aynı zamanda gerçekleri gizlemeden… Barış temalı etkinlikler, yardım kampanyaları, empati çalışmaları ile öğrencilerimize hem yerel hem küresel sorumluluk kazandırabiliriz.
Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karar gereği eğitim döneminin ilk günlerinde "Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak" temasıyla orman yangınları ve çevreye karşı bilinç oluşturma eğitimleri verilecek olmasını olumlu karşılıyoruz. Aynı şekilde eğitim sisteminde kademeli olarak geçilmekte olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde "erdem-değer-eylem" mottosunun vicdan eğitimi konusunda müfredatı daha uygun hale getirmesi yanında eğitimcinin elini güçlendirdiği de takdir edilecek gelişmelerdir. Milli Eğitim Bakanına siyasi görüş olarak karşı olan (!) eğitimcilerin bu tür etkinliklere gereken önemi vermeyecek kısmını bir kenara koyarsak, okul yönetimlerinin her türlü, insani, vicdani, çevresel farkındalık eğitimlerine her zamankinden daha çok önem vermeleri bir vicdani mecburiyettir. Milli Ağaçlandırma Bayramı olarak Kabul edilen 11 Kasım Türkiye’de “Milli Ağaçlandırma Günüdür”. 14 milyon ağacın toprakla buluşturulduğu 11 Kasım 2019 yılından itibaren her yıl milyonlarca ağacın dikildiği bir etkinlik. Her okulun bakımını ve korumasını üstlenebileceği bir “Hatıra Ormanı” oluşturması projesi pekâlâ canlı, ağaç ve çevre duyarlılığı için etkili olabilir.
Değerli eğitimci dostlar, bu eğitim yılına yalnızca akademik planlarla değil, vicdani bir sorumlulukla girmeliyiz. Sınıflarımız, sadece derslerin işlendiği mekânlar değil; merhametin, dayanışmanın ve adaletin filizlendiği yuvalar olmalıdır. Her çocuk, savaşsız bir gökyüzü altında, korkusuzca okula gitmeyi hak eder. Bilgi, tek başına dünyayı değiştirmez; bilgiye eşlik eden vicdan, adalet ve merhamet dünyayı değiştirir.
Geleceğin dünyasına yön verecek liderlerinin yetişeceği sınıflardaki vicdani eğitimler, dünya için bir umut olacaktır.
SEBAHATTİN KAZAZ - EĞİTİM YÖNETİCİSİ
DIĞER HABERLER
-
Açlığın Adı Gazze, Sessizliğin Adı Dünya
31 Ağustos 2025, 09:12 -
Yeni Eğitim Yılına Girerken Vicdani Eğitim İhtiyacı
30 Ağustos 2025, 08:50 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Toplantısını Gerçekleştirdi
29 Ağustos 2025, 10:40 -
Okullarda Silgisiz Eğitim Mümkün Mü?
29 Ağustos 2025, 09:06 -
Özel Okullarda Ücretsiz Okutulacak Öğrencilerin Ücretlendirilmesi
29 Ağustos 2025, 08:42 -
Kimlik Buhranı
27 Ağustos 2025, 05:53 -
Eğitim için bir aradayız!
26 Ağustos 2025, 22:58 -
Sen de mi, Brütüs?
26 Ağustos 2025, 07:54 -
En İyi Eğitim Yöntemi : TESLİMİYET
26 Ağustos 2025, 07:33 -
MEB duyurdu: Okullarda yeni dönem başlıyor
25 Ağustos 2025, 07:01