VEFATTAN ÖNCE “ VEFA” 10 Mayıs 2026, 14:16
Vefa kelimesi Arapçada “ tamamlamak, bir şeyi eksiksiz yapmak, sözü yerine getirmek” anlamlarını taşımaktadır. Aynı zamanda bu kelime kökü bir kabın tam dolması veya bir borcun eksiksiz ödenmesi gibi durumları ifade eder. Yani vefa, aslında bir borcu “tamamlama” eylemidir. Birisinden iyilik gördüğünüzde veya birisine söz verdiğinizde üzerinizde bir eksiklik oluşur. Vefa göstererek o eksikliği ödemiş, tamamlamış olursunuz.
Vefa; hatırlanmaktan ibaret basit bir duygu değil, ruhun en asil duruşu, sevginin ise sadakatle mühürlenmiş halidir. “Sözünde durmak, dostluğu sürdürmek, sevgi ve bağlılıkta kararlı olmak" manasına gelen vefa, varoluşun gizli bağını oluşturur. Vefa’nın zıttı ise görülmüş olan iyiliği unutmak, değerini bilmemek veya iyiliğe kötülükle karşılık vermek anlamına gelen “nankörlük”tür.
Bu kavramı, insanın kendi özüyle, çevresiyle ve Yaradanı ile olan ilişkisi bağlamında derinlemesine incelemek gerekir.
1. Vefanın En Güzel Aynası: Peygamber Efendimiz ve Hz. Hatice
Vefanın zirvesini anlamak için Allah Resulü’nün (S.A.V) hayatına bakmak yeterlidir. Onun Hz. Hatice annemize olan bağlılığı, vefanın zamana ve ölüme nasıl meydan okuduğunun kanıtıdır.
Hz. Hatice annemiz vefat ettikten yıllar sonra bile, evde bir kurban kesildiğinde Efendimiz onun arkadaşlarına pay gönderir, onu hayırla yad ederdi. Bir gün Hz. Aişe bu durumu biraz kıskanarak dile getirdiğinde, Efendimiz: "Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. İnsanlar beni inkar ederken o inandı, herkes beni yalanlarken o tasdik etti..." buyurarak, zor gün dostluğuna duyduğu sarsılmaz vefayı ortaya koymuştur. Bu, sadece bir eşe değil, paylaşılan ortak kadere ve fedakarlığa duyulan bir hürmettir.
2. Canlı ve Cansız Varlıklarla Vefa Bağı
Vefa sadece insanlar arasında değil, tüm kainatla kurulan bir köprüdür. İslam geleneğinde ve Anadolu irfanında, bir nesneden istifade edildiğinde o nesnenin de üzerimizde bir hakkı olduğu kabul edilir.
* Ağlayan Kütük (Hanînü’l- Ciz’): Efendimiz, Mescid-i Nebevi’de bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Daha sonra ashabın isteği üzerine üç basamaklı bir minber yapılıp oraya geçince, o kuru kütüğün hamile bir devenin ağlaması gibi inlediği duyuldu. Efendimiz minberden inip ona sarılarak onu teskin etti. Minberin altına açılan kuyuya gömüldü. Bu olay, cansız sandığımız nesnelerin bile kendilerine gösterilen ilgiye vefa ile karşılık verdiğini gösteren muazzam bir örnektir.
* Hayvanlara Vefa:
Hz. Ebubekir (R.A.) hastalanıp vefatı yaklaştığında devesine iyi bakılmasını ve kendisinden sonra onun incitilmemesini vasiyet ermiştir. Hatta devesinin bakımıyla bizzat ilgilenmesini, onun aç bırakılmamasını ve üzerinde ağır yük taşınmamasını tembihlemiştir.
Osmanlı’daki "Gurebahane-i Laklakan" (Düşkün Leylekler Evi) gibi kurumlar, insanın kendisine hizmet eden veya çevresinde var olan dilsiz canlılara karşı duyduğu minnet borcunun bir yansımasıdır.
Japonya’da her sabah ve akşam sahibini istasyonda karşılayan ve sahibinin ölümünen sonra kendisi de ölene kadar geçen 9 yıl 10 ay boyunca istasyondan ayrılmayan Haçiko köpeğin sadakatını ve sahibine olan vefası da dikkate şayandır.
Bir babanın eskimiş seccadesi, annenin tesbihi, dedenin bastonu… Vefa sadece canlıya değil; hatıraya da gösterilir.
Osmanlıda eski mushaflar yakılmaz, saygıyla muhafaza edilirdi.
Bu bir eşya kültürü değil; vefa kültürüydü.
3. Vefalı İnsan Ne Bekler
Vefalı insanlar, karakterleri itibarıyla belirli erdemleri bünyesinde toplarlar:
* Dürüstlük ve Sadakat: Söz verdiklerinde, şartlar değişse bile geri adım atmazlar.
* Minnet Duygusu: Kendisine yapılan küçücük bir iyiliği bile "bir ömür borç" olarak görürler.
* Süreklilik: İyi günde yanınızda olan çoktur; vefalı olan ise fırtına koptuğunda gemiyi ilk terk etmeyen, aksine feneri ilk yakandır.
Peki, ne beklerler? Vefalı insanlar karşılık beklemezler. Onların en büyük motivasyonu kendi vicdan huzurlarıdır. Ancak, gönül dünyalarında sadece bir "hatır" ve "saygı" görmek isterler. Onlar için yapılan maddi bir iyilikten ziyade, "Seni unutmadım" mesajı en büyük ödüldür.
Aslında istediği şey şudur: “ Beni kullanma; beni hatırla.”
4. Günümüz İlişkilerinde Vefa Krizi ve Menfaat Çatışması
Modern çağın en büyük krizi ilişki krizidir.İnsanlar birbirine ulaşmakta zorlanmıyor ama birbirine kalmakta zorlanıyor. Problem, ilişkilerin "mekanikleşmesi" ve menfaat odaklı hale gelmesidir. Bugün yaşanan boşanmaların, biten dostlukların ve aile içi kopuklukların temelinde “İş bitti, vefa da bitti" anlayışı yatmaktadır.
* Menfaat vs. Vefa: Menfaat, bugüne bakar; vefa ise düne ve yarınlara bakar. Menfaatçi insan, karşı taraftan alabileceği bir şey kalmadığında sessizce uzaklaşır. Oysa vefa, karşı tarafın en zayıf, en muhtaç, en "yararsız" olduğu anda onun yanında durabilmek. “Buradayım” diyebilmektir. Vefa; menfaatin olmadığı yerde devam eden sevgidir.
* Saygı ve Sevgi Eksikliği: Günümüzde insanlar birbirini birer "tüketim nesnesi" olarak görmeye başladı. Saygı ve sevgi, vefa ile sulanmadığında kurur. Vefa, saygı ve sevginin samimiyet terazisindeki sonucu gösterir. Birbirinin geçmişteki emeğine saygı duymayan bireyler, geleceği de birlikte inşa edemezler.
Menfaat geçicidir.
Vefa kalıcıdır.
Menfaat “ Ben ne alırım?” Der.
Vefa “ Ben ne borçluyum?” Der.
Menfaat hesap yapar.
Vefa hatır yapar.
Sezai Karakoç ‘un ifadesiyle söyleyecek olursak:
“ İnsanı insan yapan şey, yalnız aklı değil; sadakati ve hatırıdır.”
Bir fincan kahvenin bile kırk yıl hatırı var demiş büyüklerimiz.
5. Allah’ın Kuluyla Vefa Ahdi
Vefa Allah(C.C)’ın kullarından beklediği bir ahlaktır. “Ahde vefa gösterin. Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.”
Gene Allah (C.C), Kur’an-ı Kerim’de “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size olan ahdimi yerine getireyim" (Bakara, 40) buyurur. İnsan önce Allah(C.C)’a karşı vefalı olmalıdır. O bize hayat verdi, nefes verdi, iman verdi. Yaradan'a karşı vefa; O'nun verdiği nefese, rızka ve hidayete karşı bir şükür duruşudur. Aslında ibadet bile bir yönüyle kulun Rabbine vefasıdır.
Namaz; “ Seni unutmadım Allah’ım.” demektir.
Dua ise “ Kapından ayrılmadım” demektir.
Allah'ın bizden beklediği vefa, sadece secdede kalmak değil; O'nun yarattığı her şeye O'nun hatırı için şefkatle bakmaktır. Bir çiçeği koparmadan koklamak, bir yaşlıya el vermek, eski bir dosta selam göndermek ve emanete hıyanet etmemek; aslında "Elestü bi-Rabbiküm" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sözüne verilen o ilk büyük vefa sözünün gündelik hayattaki tezahürüdür.
Vefa, insanı insan yapan en temel "öz"dür. Unutmamak gerekir ki; her şeyin bir zekatı vardır, dostluğun ve insanlığın zekatı ise vefadır. Geçmişi unutmayan, bugünü hakkaniyetle yaşayan ve geleceğe temiz bir hatıra bırakmak isteyen herkes vefatından önce vefalı yaşamalı, kalbindeki vefa ateşini canlı tutmalıdır.
Velhasıl,
Vefa ;
Annenin duasında,
Babanın nasihatinde,
Eski bir dostun selamında,
Bir öğretmenin öğrencisini yıllar sonra hatırlamasında gizlidir.
Ve belki de insan öldüğünde arkasından söylenecek en güzel cümle şudur:
“ Vefalı bir insandı.”
KADİR ÜNAL - EĞİTİM YÖNETİCİSİ & YK ÜYESİ
DIĞER HABERLER
-
Eğitim ve kendimiz olmak -4-
12 Mayıs 2026, 09:17 -
EKRANIN KARANLIK YÜZÜNE KARŞI AÇIK BİR ÇAĞRI!!!!
12 Mayıs 2026, 08:46 -
Tasavvufun eğitimdeki yeri
11 Mayıs 2026, 08:09 -
VEFATTAN ÖNCE “ VEFA”
10 Mayıs 2026, 14:16 -
ÖZKURBİR’DEN MEB BAKAN YARDIMCISI CİHAD DEMİRLİ’YE HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ
09 Mayıs 2026, 22:33 -
ÖZKURBİR YÖNETİMİ EĞİTİM ZİRVESİNE KATILDI
09 Mayıs 2026, 14:44 -
DUYGUSAL BORÇ
09 Mayıs 2026, 09:59 -
Okullarda Verilmek İstenen Değerler Niçin Yeterince Özümsenmiyor?
09 Mayıs 2026, 09:56 -
ÖZKURBİR Yönetiminden Kariyer Koleji’ne Ziyaret
08 Mayıs 2026, 22:36 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu’ndan Ankara ABC Okulları’na Ziyaret
08 Mayıs 2026, 20:30

