Okullarda Silgisiz Eğitim Mümkün Mü? 29 Ağustos 2025, 09:06

Yeni eğitim-öğretim yılı hazırlıklarının yapıldığı şu günlerde bu yazıda Türkiye’deki geleneksel eğitim uygulamalarından biri olan silgi kullanımı pedagojik ve psikolojik açılardan eleştirisel bir biçimde değerlendirilmiştir. Silginin, öğrencinin yaptığı hataları gizlemesine neden olarak öğrenme sürecini olumsuz etkilediği ve özgüven gelişimini engellediği savunulmaktadır. Bu bağlamda, hata yapma kültürünü benimseyen dünya eğitim modellerinden örnekler sunularak, alternatif pedagojik yaklaşımlar önerilmiştir.
Temel Eğitimde Silgi Kullanımının Pedagojik ve Psikolojik Etkileri
Türkiye’de eğitim sistemi eleştirilerinde, öğrencilerin hataya yaklaşımları ve hata kültürü önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle ilkokul düzeyinde silgi kullanımı üzerinden, hataların nasıl ele alındığı ve bunun çocukların gelişimine etkisi tartışılmaktadır. Ayrıca hata kültürü ve gelişim odaklı zihniyet (growth mindset) ilişkisi, silginin bilişsel gelişim ve özgüven üzerindeki etkileri, dünyadan alternatif yaklaşımlar (Reggio Emilia, Finlandiya ve “mistake-friendly” sınıflar), Türkiye’deki mevcut uygulamalarla karşılaştırmalar ve sınıf içi uygulanabilecek alternatif stratejiler ele alınmıştır. İnceleme hem ulusal hem de uluslararası akademik kaynaklar ve uygulama örneklerine dayanmaktadır.
- Silginin Hatayla Yüzleşmeyi Engelleyici Etkisi
Eğitimciler ve araştırmacılar, silgi kullanımının öğrencilerin yaptıkları hatalarla yüzleşmesini zorlaştırdığını belirtmektedir. İngiliz eğitimci Guy Claxton, “silgiyi şeytanın aleti” olarak nitelendirerek okullarda silgi kullanımının yasaklanması gerektiğini savunmuştur. Claxton’a göre silgi, hatalardan duyulan utancı kalıcı hale getirir; adeta dünyaya “Ben hiç hata yapmadım, ilk seferde doğru yaptım” diye yalan söylemenin yolunu açar. Gerçekten de bir hatayı silmek, öğrencinin yanlışını görünmez kıldığı için hatasıyla yüzleşmesini engeller. Hatasını silip yok etmek yerine, üzerinde düşünmeden diğer doğru cevaba geçebilir. Bu durum, öğrencide hatasını fark edip düzeltme ve ondan öğrenme fırsatını ortadan kaldırır. Nitekim silgiyle yazdıklarını sürekli düzelten bir öğrenci, sanki hiç hata yapmamış gibi davranabilir. Bu da hatayı doğal bir öğrenme parçası olarak görmesini zorlaştırır.
Sınıf içi gözlemlere dayanan bazı öğretmen görüşleri de silginin bu olumsuz mesajını desteklemektedir. Özellikle küçük yaş gruplarında silgiyi sınıftan tamamen kaldıran bir öğretmen, silginin çocuklarda hata yapmaktan utanma ve “yanlış yaparsam hemen silmeliyim” kaygısını artırdığını belirtmiştir. Silgi kullanan öğrencilerin, yanlış yapmamak için aşırı çekingen davrandığı ya da yaptıkları en ufak yanlışı bile karalamadan silmeye çalıştığı görülmüştür. Oysa silgi olmadan çalıştıklarında, hata yapsalar bile bunu üzerini çizip düzeltmek zorunda kaldıkları için hatalarıyla yüzleşebilmekte ve yanlışlarını doğal karşılamayı öğrenebilmektedirler. Eğitimcilere göre çocuklara verilecek en önemli ders, hataların öğrenme sürecinin bir parçası olduğu ve düzeltilebileceği, hatta hatalardan gurur duyarak yeni şeyler öğrenilebileceğidir. Böylece öğrenciler yaptıkları hatalardan utanmak yerine, onlarla karşılaşıp onları sahiplenerek öğrenme deneyiminin bir parçası haline getirebilirler.
Silgi kullanımının yerine farklı yazım alışkanlıkları kazandırmak, öğrencilerin hatayla yüzleşmesine yardımcı olabilir. Örneğin bazı eğitim uzmanları, kurşun kalem yerine tükenmez kalem kullanıp yanlışın üstünü çizerek düzeltme yapmayı önermektedir. Böylece öğrenciler: (1) hata yapmanın aslında normal bir durum olduğunu, (2) hata düzeltilse bile izinin kaldığını ve (3) daha dikkatli olup aynı hatayı tekrarlamamaya gayret etmek gerektiğini öğrenirler. Nitekim defterde silinen her hata geride görünmez bir iz bıraksa da, üstü çizili hatalar öğrencinin kendi düşünme sürecini ve ilerlemesini görünür kılar. Habertürk’te yayınlanan bir yazıda da vurgulandığı gibi, defterden ne kadar çok hata silinirse sayfada o kadar iz kalır – silgi, hatayı tamamen yok edemez. Bu nedenle bazı uzmanlar, öğrencilerin hataları silip yok etmek yerine üzerini tek çizgiyle çizerek bırakmalarını ve sonraki doğru cevabı yanına yazarak kendi düzeltmelerini görmelerini teşvik etmektedir. Bu yaklaşım, hataların gizlenecek değil, üzerinde düşünülüp görülecek bir deneyim olduğunu hissettirebilir.
- Hata Kültürü ve Gelişim Odaklı Zihniyet (Growth Mindset)
Gelişim odaklı zihniyet kavramı (Carol Dweck’in “growth mindset” teorisi), bireyin yetenek ve zekâ potansiyelinin çaba ve deneyimle gelişebileceği inancına dayanır. Bu zihniyete sahip öğrenciler, hataları birer öğrenme fırsatı olarak görürler ve başarısızlığı sabit bir yetersizlik olarak değil, geçici bir durum olarak değerlendirirler. Buna karşıt olan sabit zihniyet ise zekânın ve yeteneğin değişmez olduğunu varsayar; bu bakış açısındaki öğrenciler için hata yapmak, kişisel bir başarısızlık göstergesi olduğundan kaçınılması gereken bir durumdur. Dolayısıyla sınıfta yaratılan hata kültürü, öğrencinin hangi zihniyeti benimsediğiyle yakından ilişkilidir.
Eğer sınıf ortamı hatayı tolere etmeyen, sadece doğru cevaba odaklanan bir kültüre sahipse, öğrenciler hata yapmaktan korkarak risk almaktan kaçınabilir ve “başarısız olursam aptal görünürüm” endişesiyle öğrenmeye kapalı hale gelebilirler. Tam tersine, öğretmen ve öğrencilerin hatalara doğal yaklaştığı bir ortam, gelişim odaklı zihniyeti teşvik eder. Carol Dweck’in çalışmalarına göre, bir hata yapıldığında beynimiz bundan ders çıkarmak üzere adeta “ateşlenir” ve yeni sinaptik bağlar kurar. Dweck, “Öğrenci her hata yaptığında beyninde yeni bir sinaps gelişir” diyerek, hataların beyin gelişimindeki kritik rolünü vurgulamıştır. Yani hata yapmak, öğrenen beyni zenginleştiren, onu gelişime zorlayan sağlıklı bir sarsıntıdır. Bu bakış açısıyla yetişen çocuk, hata yaptığında özgüvenini yitirmek yerine “Beynim büyüyor, yeni bir şey öğreniyorum” diyebilecek bir tutum kazanır.
Bir sınıfta gerçek anlamda “hata dostu” (mistake-friendly) bir kültür oluşması, hem öğrencilerin hem de öğretmenin zihin yapısını dönüştürmesini gerektirir. Hataları damgalamak yerine, aksine onları analiz eden ve ders çıkaran bir ortam sağlamak önemlidir. Eğitim danışmanı Colin Seale, “Hatalar öğrenmenin doğal bir parçasıdır; eğer öğrenciler sırf hata yapma korkusuyla kendilerini geri çekiyorsa eleştirel düşünmeyi geliştiremeyiz” diyerek bu noktaya dikkat çeker. Nitekim Edutopia’da yayımlanan bir makalede vurgulandığı gibi, hata dostu bir sınıfta öğretmenler hataları öğrencilerin konuyu anlama düzeyini değerlendirmek ve eleştirel düşünmeyi desteklemek için birer fırsat olarak kullanır. Böyle bir sınıf ikliminde yanlış cevap vermek öğrenciyi utandırmaz; aksine sınıfça “Bu yanlış düşünce nereden kaynaklandı ve buradan ne öğrenebiliriz?” sorusu sorularak tüm sınıfın öğrenmesi derinleştirilir.
Growth mindset anlayışında, çabaya ve süreçteki gelişime verilen değer, sonucun doğruluğundan daha öndedir. Hata, bu süreçte değerli bir veridir. Carol Dweck’in Mindset kitabında belirttiği gibi, öğrenci bir soruya tam emin olarak yanlış cevap verdiğinde ve bunu fark ettiğinde beyninde adeta bir “bilişsel hesaplaşma” yaşanır; beynimiz çelişkili bilgiyi uzlaştırmak ve daha kalıcı, doğru bir çözüm geliştirmek için yoğun çaba harcar. Bu nedenle, öğrencinin hataya yüklediği anlam değiştirilirse öğrenme kalitesi de değişecektir. Hata kültürü pozitif olan bir sınıfta büyüyen çocuk, zorluklar karşısında pes etmek yerine “Henüz başaramadım, daha çok çalışmalıyım” diyebilir. Bu yaklaşım, özgüvenini zedelemeden onu motive eder. Nitekim Claxton da eğitimde hata yapmaktan korkmayan nesiller yetiştirmemiz gerektiğini belirtir: Çocuklar yaptıkları hatalara bakıp onlardan yeni şeyler öğrenebilmeli, hatalarını silip atmaya değil onlarla çalışmaya teşvik edilmelidir. Okullar sadece testlerde doğru cevabı arayan yerler olmaktan çıkıp, hataların da birer öğretmen olduğunu gösteren öğrenme ortamlarına dönüşmelidir.
- Silginin Bilişsel Gelişim ve Özgüven Üzerindeki Etkileri
Silgi kullanımının öğrenci üzerindeki etkilerinden biri de bilişsel gelişim süreci ve özgüven boyutunda ortaya çıkar. Hata yapmak, öğrenme biliminde bilişsel gelişimin temel dinamiklerinden biridir. Bir öğrenci yanlış yaptığında, eğer bu yanlışı fark edip üzerinde düşünürse zihninde konuyla ilgili daha derin ve kalıcı öğrenme izleri oluşur. Ancak silgiyle yanlışını anında ortadan kaldıran bir öğrenci, bu bilişsel çaba sürecini atlama riskine girer. Yanlışın silinmesi, beyne “burada üzerinde durulacak bir çelişki yok” sinyali verebilir ve öğrenci o konudaki bilgisindeki boşluğu fark etmeyebilir. Bu nedenle, silginin aşırı kullanımı uzun vadede öğrencinin problem çözme ve eleştirel düşünme becerilerini sınırlayabilir.
Nöropedagojik araştırmalar, hata yapma anının beynin öğrenme mekanizmalarını aktifleştirdiğini göstermektedir. Bir hata yapıldığında yaşanan sürpriz ve çelişki hissi, beynin dikkat ve bellek süreçlerini devreye sokar. Öğrenci hatalı olduğunu anladığında genellikle içsel bir düzeltme ihtiyacı hisseder ve doğru cevabı bulduğunda, hem hatalı yaklaşımını hem de doğru bilgiyi daha güçlü bir şekilde zihnine yerleştirir. Bu süreçte, hatanın beyne verdiği geri bildirim sinyali kritik önem taşır. Silginin sürekli devrede olması, bu sinyalin henüz doğru düzgün işlenmeden susturulması anlamına gelebilir. Dolayısıyla hatanın iziyle karşılaşmayan öğrenci, bilişsel olarak gelişim fırsatını kısmen kaçırır.
Öte yandan silgi ve özgüven ilişkisi de dikkat çekicidir. Silgi kullanımı, öğrencinin zihninde “hata yapmamalıyım, yaparsam hemen gizlemeliyim” şeklinde bir koşullanma yaratabilir. Bu da zamanla mükemmeliyetçi bir tutuma veya hata yapma kaygısına yol açarak öğrencinin özgüvenini zedeleyebilir. Avustralya’da yapılan bir değerlendirmede, silginin “mükemmeliyetçilik” eğilimini körükleyebileceği belirtilmiştir. Çocuk her yanlışını silerse, bilinçdışı olarak her şeyin mükemmel, tertemiz olması gerektiği inancını pekiştirebilir. “Hatalar ancak bir kere yapılır, ikinciye olmamalı” düşüncesi gelişen çocuk, ilk seferde doğru yapmaya aşırı odaklanıp hata yapınca değersizlik hissedebilir. Bu durum özgüvenini olumsuz etkileyerek yeni şeyler denemesinin önünde engel oluşturur. Nitekim silgi kullanımının çocuklarda gerçekçi olmayan yüksek standartlar ve hata yapma korkusu yaratarak özsaygıya zarar verebileceği rapor edilmiştir. Çocuk sürekli kendini silgiyle düzeltirken, başarısını sadece hatasız olma üzerinden tanımlamaya başlayabilir ki bu da kendine güvenini sarsar.
Özgüven açısından bir diğer tehlike, silginin hatayı gizleme kolaylığı nedeniyle öğrencinin başarı/hata algısını dışsallaştırmasıdır. Yani öğrenci, hatayı kendi öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görmek yerine, saklanması gereken bir kusur olarak görür. Bu durum, özellikle daha hassas karakterli çocuklarda “hata yaparsam ben başarısız biriyim” şeklinde özdeğerlendirmelere yol açabilir. Oysa eğitim psikolojisi alanındaki çalışmalar, çocukların çaba ve strateji odaklı geri bildirim aldıklarında özgüven ve başarı motivasyonlarının arttığını, ama sonuç odaklı eleştiriyle (örneğin “yanlış yaptın, sıfır aldın” gibi) karşılaştıklarında özdeğer duygularının zedelendiğini göstermektedir. Bu noktada öğretmen ve ebeveyn tutumları devreye girer: Hatalara verilen tepki, çocuğun kendine güvenini şekillendirir. Eğer bir çocuk hata yaptığında sert şekilde eleştiriliyor veya hatası hemen yok sayılıyorsa, o çocuk zamanla hata yapmaktan kaçınmak için öğrenilmiş çaresizlik geliştirebilir.
Buna karşılık, hata dostu bir öğrenme ortamı, öğrencinin özgüvenini destekler. Güvenli bir ortamda çocuk hatasını rahatça ifade edebilir ve bunun kişisel değerine halel getirmeyeceğini bilir. Türkiye’de farklı kademelerden öğrencilerle uygulanan “Hata Serbest Köşesi” etkinliği sonrasında, öğrencilerin süreç içerisinde çekingenliklerini aşıp hatalarını özgüvenli bir şekilde paylaşmaya başladıkları gözlemlenmiştir. Hata yapmanın korkulacak veya utanılacak bir durum olmadığını içselleştiren öğrencilerde, yeni şeyler deneme ve aktif katılım becerilerinin arttığı belirtilmiştir. Bu bulgu, hata karşısında özgüvenin nasıl şekillenebileceğine dair önemlidir. Hatalarını rahatça ifade edebilen bir çocuk, yeni bir soruya veya göreve girişirken “ya yapamazsam” endişesinden çok “denemezsem öğrenemem” düşüncesiyle hareket edecektir. Böylece akademik risk alma becerisi ve öz yeterlik duygusu gelişir.
- Reggio Emilia, Finlandiya ve “Mistake-Friendly” Sınıf Uygulamaları
Dünya genelinde farklı eğitim yaklaşımları, hataların öğrenme sürecindeki yeri konusunda çeşitli tutumlar benimsemiştir. İtalya’da ortaya çıkan Reggio Emilia yaklaşımı, erken çocukluk eğitiminde çocuğun merakına ve yaratıcılığına dayalı, esnek bir program öngörür. Bu yaklaşımda çocuklar deneyerek, keşfederek öğrenir ve öğretmenin rolü, onlara zengin bir ortam sunup yönlendirmekle sınırlıdır. Reggio Emilia felsefesinde yanlış yapmak diye bir kavram neredeyse yoktur; her girişim, her deneme öğrenmenin bir parçası kabul edilir. Çocuklar bir problemi veya projeyi araştırırken, yanlış yapmaktan korkmadan özgürce fikir üretir ve denerler. Bu yaklaşımı benimseyen okulların birinde belirtildiği gibi, çocuklara “istediği gibi yaratma özgürlüğü” verilir ve sürecin kendisi son üründen daha değerli görüldüğü için çocuklar “yanlış yaparım” kaygısı olmadan üretmeye teşvik edilir. Örneğin bir Reggio sınıfında sanat etkinliği yapılırken, öğretmen çocuğun çizimini asla yanlış bulup düzeltmez; çocuk ne hayal ediyorsa onu ortaya koyar. Bu sayede öğrenciler daha üç yaşından itibaren yanlış yapmaktan çekinmeden fikirlerini ifade etmeyi, yaratıcı düşünmeyi ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmeyi içselleştirirler. Reggio Emilia yaklaşımının “100 dil” metaforuyla ifade edilen, çocuğun 100 farklı şekilde kendini ifade edebileceği fikri, hata kavramını da bu bağlamda nötrleştirir. Önemli olan, çocuğun deneyim yoluyla keşfetmesi ve her hatanın yeni bir soruya veya deneye kapı aralamasıdır.
Benzer şekilde, Finlandiya eğitim sistemi de öğrenci merkezli, güvene dayalı ve hata konusunda daha özgür bir öğrenme kültürüyle tanınır. Finlandiya’daki sınıflarda öğretmenler, öğrencilerin hatalarını öğrenme sürecinin doğal ve beklenen bir parçası olarak görürler. 2021 tarihli bir yüksek lisans tezinde, Finlandiyalı ilkokul öğretmenlerinin belirsizlik, risk alma ve hata yapma durumlarına yaklaşımları incelenmiştir. Sonuçlar, Finlandiyalı öğretmenlerin genel olarak hata yapmaya karşı kabul edici bir tutum sergilediğini, hataları “hayatın bir parçası” olarak görüp onlardan ders çıkarmayı vurguladıklarını ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin “hatasız insan olmaz, önemli olan hatadan öğrenmek” şeklinde özetlenebilecek bir anlayışı benimsediği belirtilmiştir. Bu anlayış Finlandiya’nın genel eğitim felsefesiyle uyumludur: İlkokulun ilk yıllarında notlandırma ve sınav baskısının olmaması, öğrencilerin rekabet ve hata korkusu yaşamadan öğrenmeye odaklanmasını sağlar. Öğretmenler, bir öğrencinin hatalı cevabını sınıfta incelikle ele alır; örneğin “Bu ilginç bir yaklaşım, birlikte nerede farklı düşündüğümüze bakalım” diyerek yanlışı düzeltirken öğrenciyi utandırmamaya özen gösterirler. Bu sayede Finlandiya sınıflarında öğrenciler öğretmenden veya arkadaşlarından azar işitme korkusu olmaksızın fikirlerini söyleyip hata yapabilirler, hata yaptıklarında bunun bir sorun değil öğrenme fırsatı olduğunu bilirler. Sonuç olarak Finlandiya’nın eğitim başarısının arkasındaki etkenlerden biri de bu olumlu hata iklimi olarak değerlendirilmektedir.
Eğitim literatüründe “mistake-friendly classroom” olarak adlandırılan, yani hata dostu sınıf uygulamaları da dünya genelinde giderek önem kazanmaktadır. Hata dostu sınıf, yukarıda değinildiği gibi hatayı damgalamayan, bilakis onu ders akışının bir parçası haline getiren sınıf demektir. Bu tür sınıflarda öğretmenler, öğrencilerinin muhtemel yanlış anlayışlarını önceden düşünüp planlarını buna göre yapar, ders esnasında ortaya çıkan hataları anında düzeltmek yerine sınıfça tartışır ve analiz eder. Örneğin ABD’de bazı okullarda matematik derslerinde öğretmenler, yanlış cevapları sınıf önünde tartışmaya açarak öğrencilerin eleştirel düşünmesini sağlama yoluna gitmektedir. Bir eğitim uzmanı, “Eğer öğrenciler hata yapmaktan korkarsa, liderlik etmek, yenilik yapmak ve bazı şeyleri yıkıp yeniden yapmak cesaretini gösteremezler” diyerek hataların özellikle de eleştirel düşünme ve inovasyon becerileri için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, hata dostu sınıflarda öğretmenler sınıf kültürünü baştan inşa eder: Hata yapmak ayıplanacak bir durum değil, üzerinde konuşulacak ve hep birlikte faydalanılacak bir deneyimdir. Örneğin bir öğretmen her dersin başında “Bugün harika bir hata yapma fırsatınız olsun!” diyerek öğrencilerin zihnini rahatlattığını ve böylece tartışmaya katılımın arttığını belirtmiştir. Edutopia’da yayınlanan bir makalede, hata dostu sınıf oluşturmak isteyen öğretmenlere kendi hata algıları üzerine düşünmeleri, sınıfta hata örneklerini normalleştirmeleri ve öğrencilerle birlikte “hata stratejileri” geliştirmeleri önerilmektedir. Böyle bir sınıf kültürü, öğrencilerin sadece doğru cevaba odaklanmış sığ bir öğrenme yerine, hataların da değerlendirilip anlaşıldığı derinlemesine bir öğrenme yaşantısı sunar.
- Türkiye’deki Mevcut Uygulamalarla Karşılaştırmalar
Türkiye’deki temel eğitim uygulamalarını, yukarıda değinilen yaklaşımlarla karşılaştırdığımızda belirgin farklılıklar göze çarpmaktadır. Geleneksel olarak Türkiye’de ilköğretimde kurşun kalem ve silgi kullanımı yaygın ve normal kabul edilir – zira öğrencilerin yazmayı yeni öğrendiği yıllarda yanlış yapmaları doğal karşılanır ve silgi, bu yanlışları düzeltme imkânı sunar. Uygulamada öğrenciler defterlerine yazarken hata yaptıklarında çoğunlukla silip doğrusunu yeniden yazarlar veya öğretmenler “karalama yapmayın, güzelce silin” diyerek temiz bir sayfa tutmalarını isterler. Hatta bazı öğretmenler, hızlı yazdırıp sonra “temize çektiren” bir yöntem izler; öğrenciler önce müsvedde (taslak) olarak kurşun kalemle yazar, ardından hatalarını silip düzgün bir kopyayı tekrar yazarlar. Bu uygulamalar, öğrencilerin tertipli defter tutmasını sağlasa da, hataların görünmez kılındığı bir öğrenme kültürünü de beraberinde getirir. Nitekim bir eğitim yazarı, ilkokul Türkçe öğretiminde meşhur “Ali topu tut” cümlelerini deftere yazarken yaptığı yanlışları tekrar tekrar silip doğrusunu yazmaya çalıştığı okul günlerini hatırlatarak, hayatta yapılan hataların okuldaki gibi silgiyle silinip düzeltilemeyeceğini vurgular. Bu bakış açısı, okullarımızda hatalara yaklaşımın gerçek yaşamdan bazen kopuk olabildiğine işaret etmektedir.
Türkiye’de yaygın eğilim, hataları en aza indirmek ve mümkünse tamamen önlemek üzerinedir. Öğrenciler, özellikle sınav odaklı eğitim sistemimizde, hata yapmanın bedelini puan kaybıyla hemen deneyimlerler. Liselere ve üniversitelere giriş sınavlarındaki yüksek rekabet, “yanlışın affedilmediği” bir algı oluşturmuştur. Örneğin çoktan seçmeli sınavlarda dört yanlışın bir doğruyu götürmesi kuralı, öğrencileri her soruda hata yapmaktan ziyadesiyle korkar hale getirebilmektedir. Bu nedenle, sınıf içinde de öğrencilerde yanlış yapmama yönünde bir baskı oluşabilmektedir. Öğretmenler her ne kadar öğrenme sürecinde hatalara izin verdiklerini söyleseler de, öğrenciler yanlış yaparsam öğretmen/veli gözünde başarısız görünürüm endişesi taşıyabilir. Bu durum, Türkiye’de birçok öğrencinin derste parmak kaldırıp yanıt vermekten çekinmesine, ya da anlamadığı halde sormamasına yol açan psikolojik bir bariyer oluşturur.
Öğretmen tutumlarına baktığımızda, Türkiye’de elbette pek çok yenilikçi ve hata dostu yaklaşımı benimseyen öğretmen bulunmaktadır. Ancak genel tablo incelendiğinde, hatalara karşı daha az toleranslı bir sınıf kültürünün yaygın olduğu söylenebilir. Eğitim sistemimizin geçmişinden gelen bir anlayışla, hatasızlık sıkça disiplinli çalışmanın ve iyi öğrenmenin göstergesi sayılır. Hatalar ise çoğu zaman dikkatsizlik veya çalışma eksikliği şeklinde yorumlanır. Eğitişim dergisinde çıkan bir makalede, öğrencilerin tekrar tekrar hata yapmasına göz yumulmasının iş ahlâkını zedeleyebileceği iddia edilmiş; “Hata hoşgörüsü, işi tekrar tekrar yapma lüzumsuzluğuna yol açar; bir işi bir defada ve doğru yapmak titizliğini yok eder” denilmiştir. Bu görüşe göre hata yapmaya imkân tanımak, öğrencilerde ciddiyetsizlik ve özensizlik doğurabilir. Bu bakış açısı, hataya tahammül konusunda daha katı bir çizgiyi temsil eder ve Türkiye’de pek çok eğitim ortamında zımnen paylaşılır. Yani “hata yapma, yaparsan da bir an önce düzelt, yoksa başarısızsın” mesajı, öğrencinin zihnine erken yaşta kazınabilir.
Öte yandan, Türkiye’de son yıllarda eğitimde hata kültürü üzerine farkındalık artmaya başlamıştır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bazı resmi yönlendirmelerinde bile, öğretmenlere yanlışları hemen karalamak veya yok saymak yerine, üzerini çizip düzeltmeleri yönünde tavsiyeler bulunmaktadır. Örneğin sınıf defterine yanlış yazılan bir ifadenin daksil ile silinmemesi, onun yerine üstünün tek bir çizgiyle çizilmesi gerektiği belirtilir – bu, belki küçük bir ayrıntı ama, resmî düzeyde “yanlışın izi kalsın” yaklaşımının bir örneğidir. Ayrıca bazı öğretmen eğitimleri ve seminerlerde, growth mindset kavramı tanıtılmakta ve öğrencilere hata yapma hakkı tanımanın onların öğrenme motivasyonunu düşürmeyeceği, aksine geliştireceği anlatılmaktadır.
Ancak uygulamada, özellikle kalabalık sınıflar ve müfredat baskısı altında, öğretmenlerin her hatayı yapıcı şekilde ele alacak vakti bulamadığı da bir gerçektir. Not sistemi ve sınav odaklı değerlendirme de öğretmenleri istemeden de olsa sonuca odaklandırabilmektedir. Bu koşullar altında Türkiye’deki ortalama bir öğrenci, Finlandiya’daki akranına kıyasla muhtemelen daha fazla hata yapma kaygısı taşımakta ve silgiye daha çok başvurmaktadır.
Yine de son dönemde bazı okullar ve öğretmenler, dünya standartlarında hata dostu uygulamaları kendi derslerine uyarlamaya başlamıştır. Örneğin sınıf panolarında öğrencilerin yaptığı ilginç hataları anonim olarak paylaşma, “hata köşesi” oluşturma, sınav sonrası her öğrenciye yanlış sorularını yeniden çözme görevi verme (hata defteri tutma), projelerde deneme-yanılma süreçlerine puan verme gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu tür yaklaşımlar, Türkiye’de geleneksel anlayışla yetişmiş veliler tarafından başta yadırgansa da, sonuçları görüldükçe kabul görmeye başlamaktadır. Çünkü bu yöntemleri kullanan sınıflarda öğrencilerin derse katılımının, problem çözme becerilerinin ve özgüveninin belirgin şekilde arttığı yönünde gözlemler mevcuttur.
- Alternatif Sınıf İçi Stratejiler ve Uygulama Örnekleri
Eğitimde hata yapma kültürünü iyileştirmek ve öğrencilerin hem akademik hem duygusal gelişimini desteklemek için sınıf içinde uygulanabilecek pek çok strateji vardır. Aşağıda, dünyada ve Türkiye’de kullanılan bazı alternatif uygulama örnekleri sunulmuştur. Bu stratejiler, görsel materyaller veya tablolarla da desteklenerek sınıf ortamında hataya yaklaşımı olumlu yönde değiştirmeyi amaçlar.
Şekil 1: Sınıfta “Hata Serbest Köşesi” örneği. Öğrenciler geçmişte yaptıkları hataları kağıtlara yazıp bir torbaya atıyor; ardından rastgele seçilen hatalar zarda oyunlaştırılarak sınıfça tartışılıyor. Bu etkinlik, hata yapma korkusunu azaltmak ve hataların saklanacak şeyler değil, öğrenme fırsatları olduğunu göstermek için tasarlanmıştır. Uygulama sonucunda öğrencilerin çekingenliklerini aşıp hatalarını özgüvenle paylaşmaya başladıkları rapor edilmiştir. Görselde, bazı öğrencilerin hatalarını sembolik olarak astıkları “hata panosu” ve “hata heybesi” görülmektedir.
- Hata Panosu / “Hata Serbest Köşesi”: Sınıfta bir pano veya köşe ayrılarak öğrencilerin anonim ya da gönüllü olarak hatalarını paylaşmaları sağlanır. Yukarıdaki şekilde görülen uygulamada olduğu gibi, öğrenciler önemli buldukları hatalarını yazıp bir kutuya atar. Daha sonra öğretmen rehberliğinde çekilen hatalar sınıfta tartışılır. Bu süreçte “Bu hatanın neresinde yanlış düşündük, buradan ne öğrenebiliriz?” gibi sorular sorulur. Hataların olumlu yanlarını da ele alan bu etkinlik, öğrencilerin hata yapmaktan korkmamayı öğrenmelerine ve hata karşısında yapıcı düşünmelerine yardımcı olur. Böyle bir pano, sınıfta hata yapmanın normalleştirilmesi işlevini görür ve tüm öğrencilerin ortak öğrenmesine katkı sağlar.
- Hata Defteri (Düzeltme Defteri): Öğrencilerin sınavlarda veya alıştırmalarda yaptıkları yanlışları sistematik olarak kaydettikleri bir defter tutmaları sağlanır. Bu deftere her yanlış soruyu, doğrusunu ve yanlışın nedenini yazarlar. Örneğin bir matematik sorusunda işlem hatası yaptıysa, o soruyu tekrar çözüp doğrusunu ve hangi adımda yanlış yaptığını not eder. Bu yöntem, öğrencinin kendi hatalarından ders almasını ve benzer hataları tekrarlamamasını amaçlar. Hata defteri tutmak, öğrencinin öğrenme sorumluluğunu artırır ve öz-düzenleme becerisini geliştirir. Bazı eğitimciler bu uygulamayı sınav sonrası rutin hale getirmiştir; her sınavdan sonra öğrenciler hata defterlerini doldurup öğretmene gösterir, böylece hataların telafisi ve öğrenmeye dönüşmesi sağlanır.
- “En Sevdiğim Hata” Yöntemi: Bu strateji özellikle matematik veya fen derslerinde kullanılır. Öğretmen, öğrencilerden topladığı çözümler arasında yaygın veya eğitici bir yanlışı seçer ve sınıfta isimsiz olarak tahtaya yansıtır. Ardından “İşte bu benim en sevdiğim hata!” diyerek tartışmayı başlatır. Sınıfça bu yanlış çözümün neden yanlış olduğu, öğrencinin nerede mantık hatası yapmış olabileceği tartışılır. Öğretmen de neden bu hatayı “sevdiğini” açıklar: Çünkü bu hata üzerinden önemli bir kavramı açıklama fırsatı doğmuştur veya birçok öğrenciye ders olabilecek bir yanılgıyı göstermiştir. Bu yaklaşım, yanlış cevapların da değerli olduğu mesajını güçlü biçimde verir. Öğrenciler kendi hatalarının başkalarınca yapıldığını görerek yalnız olmadıklarını anlar, ayrıca bir başkasının hatasını düzeltme sürecine katıldıkları için konuyu daha iyi özümserler. “En sevdiğim hata” uygulaması, hatayı küçük düşme sebebi olmaktan çıkarıp kutlanacak ve analiz edilecek bir öğrenme objesine dönüştürür.
- Silmeden Düzeltme ve Üstünü Çizme: Sınıfta tüm yazılı çalışmalar için kural olarak silgi kullanımını en aza indirmek de etkili bir stratejidir. Öğrenciler bir yanlışı fark ettiklerinde, silmek yerine hatalı kısmın üzerini tek bir çizgiyle çizer ve doğrusunu yanına yazarlar. Bu basit alışkanlık, öğrencinin her yanlışta durup düşündüğünü ve kendi hatasının izini görmesini sağlar. Defterinde hem yanlış hem doğru çözümü bir arada gören öğrenci, sonradan geriye dönüp baktığında kendi öğrenme sürecini izleyebilir. Özellikle yazı yazmayı yeni öğrenen çocuklarda, harf hatalarında silgi yerine üstünü noktalamak veya farklı renkle düzeltmek yöntemi kullanılabilir. Bu sayede çocuk “hatasını kirletmeden düzeltmeyi” öğrenir ve yaptığı hatayı sahiplenir. Uzmanlar, silginin tamamen ortadan kalkmasının pratikte zor olduğunu kabul etmekle birlikte, mümkün olduğunca hatanın izinin bırakılmasını önermektedir. Bazı öğretmenler sınıfta devasa silgiler yerine küçük “silinebilir kalem kapakları” dağıtarak silginin kullanımını zahmetli hale getirme gibi yaratıcı yöntemlerle çocukları silmemeye teşvik etmektedir. Sonuç olarak, silmeden düzeltme alışkanlığı öğrencide hata yapmaktan utanma duygusunu azaltan basit ama etkili bir adımdır.
- Hata Analizi ve Geri Bildirim Oturumları: Bu strateji, daha çok üst sınıflarda uygulanır. Sınavlardan veya önemli ödevlerden sonra öğretmen sınıfla genel bir hata analizi yapar. Örneğin, matematik sınavından sonra en çok yapılan 5 hata tahtaya listelenir ve her biri neden yanlış olduğu, doğru çözümün ne olduğu açısından tartışılır. Öğrenciler kendi kâğıtlarındaki hataları bu genel tartışma ışığında düzeltirler. Bu süreç, bireysel hataların ötesine geçip kolektif bir öğrenme deneyimi yaratır. Her öğrenci başkasının yaptığı ve belki kendisinin yapmadığı bir hatadan bile bir şey öğrenebilir. Aynı zamanda öğrenciler, sık yapılan hataları görünce “demek ki bu soruda pek çok kişi benim gibi düşünmüş, yalnız değilmişim” diyerek rahatlar ve bir sonraki sefer daha dikkatli olur. Hata analizi oturumları, öğrencilerin hatalardan utanmak yerine onlardan strateji geliştirmeyi öğrenmesine hizmet eder. Bu yöntem kapsamında öğretmenler, hataları kategorilere ayırarak (örneğin kavram yanılgısı, işlem hatası, dikkat hatası vb.) öğrencilere öz değerlendirme yaptırabilir. Böylece her öğrenci kendi hangi tür hatalara meyilli olduğunu görüp ona göre önlem alır.
Bu alternatif stratejilerin ortak paydası, sınıfta pozitif bir hata kültürü oluşturmaktır. Görsel panolar, özel defterler veya rutin etkinlikler aracılığıyla hata yapmanın öğrenme için değeri vurgulanır. Uygulama örnekleri, bu yöntemlerin öğrencilerin akademik başarıları kadar özgüven, merak ve öğrenme motivasyonları üzerinde de olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Eğitimde amaç sadece doğru bilgi aktarmak değil, aynı zamanda öğrenciyi bir öğrenen olarak yetiştirmektir. Hata yapma deneyimi de bu öğrenen olma yolculuğunun vazgeçilmez bir parçasıdır. Dolayısıyla, sınıf içi stratejiler planlanırken “Öğrenci hata yaptığında ne yapıyoruz?” sorusu mutlaka göz önünde bulundurulmalı ve hataları kucaklayan yöntemler cesurca uygulanmalıdır.
ALİ SEDAT ASLAN - EĞİTİM YÖNETİCİSİ
Kaynaklar:
- Claxton, G. (2015). Ban erasers from the classroom, says academic. Daily Telegraph. (Habertürk köşe yazısında alıntılanan bölüm)
- SmartPrimaryEd Eğitim Blogu (2015). Are erasers ‘instruments of the devil’? – Öğretmen deneyimi ve görüşleri.
- Strength Heroes (2022). Does the “humble” eraser encourage perfectionism in children? – Silgi kullanımının mükemmeliyetçilik ve özgüven üzerindeki etkileri.
- Edutopia (2021). The Mistake-Friendly Classroom – Hata dostu sınıfın tanımı ve önemi.
- Edutopia (2024). Rethinking the Role of Mistakes in the Classroom – Öğretmenlerin hata algısı ve sınıf uygulamaları.
- Eğitişim Dergisi (2015). İkram Çınar, “Silgiyi Yasaklamak” – Türkiye’de silgi kullanımı ve hata kültürü üzerine görüşler.
- Kadir Kaymakçı (2015). “Silgi okullarda yasaklansın!” – Habertürk HTHayat köşe yazısı, Guy Claxton’ın sözleri ve yazarın yorumları.
- Junko Tanaka (2021). Making mistakes, no big deal! – Finnish primary teachers’ perceptions on mistakes (Yüksek Lisans Tezi, Oulu Üniversitesi).
- Öğretmen Ağı (2022). Hata Yapma Korkusunu Azaltmak: Hata Serbest Köşesi – Öğretmenlerin geliştirdiği sınıf içi çözüm ve sonuçları.
- Providence Preparatory School (2017). Reggio Emilia inspired preschool curriculum – Yaratıcı öğrenme yaklaşımı (ABD).
- Edutopia (2023). Highlighting “Good” Mistakes in Student Work – Sınıfta hataların paylaşımı ve “en sevdiğim hata” uygulaması.
- Egitim.com (t.y.). Öğretmenler Sınıf Defterini Nasıl Doldurmalıdır? – Resmî kayıtlarda yanlış düzeltme ilkesi.
(Yukarıdaki kaynak numaraları, yazıdaki referans sırasına göre verilmiştir ve ilgili alıntıları işaret etmektedir.)
DIĞER HABERLER
-
Açlığın Adı Gazze, Sessizliğin Adı Dünya
31 Ağustos 2025, 09:12 -
Yeni Eğitim Yılına Girerken Vicdani Eğitim İhtiyacı
30 Ağustos 2025, 08:50 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Toplantısını Gerçekleştirdi
29 Ağustos 2025, 10:40 -
Okullarda Silgisiz Eğitim Mümkün Mü?
29 Ağustos 2025, 09:06 -
Özel Okullarda Ücretsiz Okutulacak Öğrencilerin Ücretlendirilmesi
29 Ağustos 2025, 08:42 -
Kimlik Buhranı
27 Ağustos 2025, 05:53 -
Eğitim için bir aradayız!
26 Ağustos 2025, 22:58 -
Sen de mi, Brütüs?
26 Ağustos 2025, 07:54 -
En İyi Eğitim Yöntemi : TESLİMİYET
26 Ağustos 2025, 07:33 -
MEB duyurdu: Okullarda yeni dönem başlıyor
25 Ağustos 2025, 07:01