Öğretmenin İtibarı Ne Zaman Bu Kadar Kolay Harcanır Oldu? 31 Aralık 2025, 10:20
Son yıllarda eğitim tartışmalarının merkezinde müfredat, sınav sistemi ya da akademik başarı yok. Merkezde öğretmen var; daha doğrusu öğretmenin hızla eriyen itibarı. Birbirinden bağımsız gibi görünen üç olay, aslında aynı sorunun farklı yüzlerini gösteriyor. Bu vakalar birlikte okunduğunda, öğretmenliğin yalnızca veli baskısıyla değil, yönetim zaaflarıyla da nasıl zayıflatıldığı açıkça görülüyor.
Bir Özür, Bir Şikâyet, Bir İstifa
İlk vaka İstanbul’daki bir özel okulda yaşanıyor. Teneffüste iki öğrenci arasında küçük bir tartışma çıkıyor, öğretmen duruma müdahale ediyor. Yanlış davranan öğrenciye, yaptığı davranışın doğru olmadığını anlatıyor ve arkadaşından özür dilemesini istiyor. Pedagojik olarak son derece doğal, hatta olması gereken bu yönlendirme, çocuk eve gidip olayı ailesine anlatınca bambaşka bir noktaya evriliyor. Veli ertesi gün okula geliyor ve öğretmeni “çocuğumun psikolojisini bozmakla” suçluyor. Asıl kırılma noktası tam da burada yaşanıyor; okul yönetimi öğretmeni savunmak yerine öğretmenden savunma istiyor. Sonrası malum: Öğretmen istifa ediyor ve “Erdemli olmayı öğretmek suç oldu” diyerek mesleğinden ayrılıyor. Bu istifa yalnızca bir öğretmenin değil, öğretmenliği savunamayan bir yönetim anlayışının da iflasıdır.
Öğretmene Bakıcı Gözüyle Bakmak
İkinci vaka sosyal medyada dolaşıma giren bir videoda karşımıza çıkıyor ve insanı hayrete düşürüyor. Bir veli, öğretmeni telefonla arıyor; çocuğun herhangi bir sağlık sorunu olmamasına rağmen okulda her tuvalete gidişinin takip edilmesini, kakasının rengi ve kıvamının kendisine bildirilmesini talep ediyor. Bu talep ne pedagojiktir ne etiktir ne de insani. Ancak daha acı olan, böylesi bir isteğin bu kadar rahat dile getirilebilmesidir. Bu durum, okulda sınırların baştan çizilmediğini ve öğretmenin her talebe açık bir “hizmet personeli” gibi görüldüğünü gösterir. Öğretmeni bu noktaya indirgeyen anlayış, öğretmenin itibarını zaten en baştan kaybetmiştir.
“Okulu Başınıza Yıkarım” Diyen Veli
Üçüncü vaka birkaç yıl öncesinden bir kayıt görüşmesine ait. Görüşmeyi yapan kişi bir öğretmen değil, okul müdürüdür. Ana sınıfına kayıt için gelen baba, daha ilk görüşmede “Hocam, benim kızım çok kıymetli; ona yan bakan olursa okulu başınıza yıkarım. Kızım bir tane, kılına dokunulmayacak” cümlesini kurar. Bu sözlerde koruyuculuk değil, açık bir tehdit vardır. Okul müdürünün verdiği cevap ise nettir: “Bu konuda size garanti veremeyiz.” Bu cevap yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda kurumsal bir duruştur; “Biz eğitim yaparız, tehdit altında çalışmayız” demektir. Ne var ki bugün bu netliği gösterebilen yönetimlerin sayısı giderek azalmaktadır.
Bunlar Sadece Üç Örnek
Bu üç vaka, yaşananların yalnızca küçük bir bölümüdür. Sosyal medyada bir öğretmenin disiplin uygulamasının bağlamından koparılarak paylaşılması ve öğretmenin açıkça hedef gösterilmesi, veli WhatsApp gruplarında öğretmenlerin mesai saatleri dışında sürekli sorgulanması, verilen ödevlerin ve uygulanan yöntemlerin veliler tarafından denetlenmeye çalışılması ya da bir öğrencinin sınav notuna itiraz eden velinin öğretmeni yetersizlikle suçlayarak idareye şikâyet etmesi ve sürecin öğretmen üzerinde baskıya dönüşmesi artık sıradanlaşmıştır.
Asıl Kırılma Noktası: Yönetimlerin Pasifliği
Bu sorunların bu denli büyümesinin en önemli nedenlerinden biri, okul yöneticilerinin veli karşısında net ve tutarlı bir duruş sergileyememesidir. Birçok okulda sessizce kurulan bir denklem vardır: veli müşteri, okul işletme, öğretmen ise çalışandır. Bu denklemde öğretmenin itibarı korunamaz. Çünkü müşteri mantığında haklılık değil memnuniyet esastır; pedagojik doğrular değil, şikâyet sayısı belirleyici olur. Yönetim veliyi sınırlayamazsa öğretmeni koruyamaz, öğretmeni koruyamazsa da eğitimi yönetemez.
Sorun Çocuklarda Değil
Bu vakalar açıkça göstermektedir ki sorun çocuklarda değildir. Sorun, “Ben para veriyorum, her şeyi isterim” diyen veli anlayışında; öğretmeni ilk refleksle savunmak yerine yalnız bırakan yönetimlerde ve eğitimi bir değer aktarımı değil, ticari bir ilişki olarak gören zihniyettedir. Öğretmenin arkasında durmayan bir okul, çocuğun karşısında da tutarlı bir duruş sergileyemez.
Öğretmen Susturuldukça Eğitim Kaybeder
Bugün birçok öğretmen sınıfa girerken “Bunu yaparsam şikâyet olur mu?” sorusunu düşünmek zorunda kalıyor. Bu soru, eğitimin bittiği yerdir. Çünkü öğretmen korkarak ders anlatıyorsa, orada karakter eğitimi olmaz. Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir; öğretmen çocuğa sınır çizen, değer öğreten ve yol gösteren kişidir.
Ez Cümle
Yaşananlar münferit değildir. Bunlar, öğretmenliğin veli memnuniyeti uğruna gözden çıkarılmasının doğal sonuçlarıdır. Artık yüksek sesle söylemek gerekir: Veliyi müşteri olarak gören bir zihniyet, öğretmenin itibarını koruyamaz; öğretmenin itibarını koruyamayan bir sistem de eğitimi ayakta tutamaz. Okullar öğretmeni değil veliyi memnun etmeye çalıştıkça öğretmen yalnızlaşacak, eğitim zayıflayacak ve bedelini yine çocuklar ödeyecektir.
30 Aralık 2025
Adem Keven - EĞİTİMCİ YAZAR
DIĞER HABERLER
-
ÖZKURBİR’den Üye Kuruma Anlamlı Ziyaret
21 Nisan 2026, 21:13 -
ÖZKURBİR Genel Sekreteri Erdem Kılıç’tan Üye Kuruma Ziyaret
21 Nisan 2026, 21:04 -
Zorunlu eğitim şiddeti büyütüyor
20 Nisan 2026, 08:37 -
İslami Gençlik İçin Hedef, Motivasyon ve Kariyer…
20 Nisan 2026, 08:35 -
ILIK İNSAN DERLER
18 Nisan 2026, 18:39 -
Modern Dünyanın Gölgesinde Şiddet: Okullardaki Yabancılaşma ve Çözüm Arayışları
18 Nisan 2026, 18:24 -
EĞİTİMİN ÜÇ BÜYÜK DÜŞMANI: MEŞGULİYETSİZLİK, İHTİYATSIZLIK/İHTİYAÇSIZLIK VE MANEVİYATSIZLIK…
18 Nisan 2026, 18:12 -
ÖZKURBİR Üye Ziyaretleri Devam Ediyor
18 Nisan 2026, 18:04 -
Dernek avukatımız Mustafa Çınar tarafından gerçekleştirilen “Öğretmen ve Personel Sözleşmelerinde Hukuki Rehberlik Programı” başarıyla tamamlandı.
17 Nisan 2026, 21:52 -
Yönetim Kurulu Üyemiz Hami Koç, ziyaret programları kapsamında üyemiz Sultan Fatih Okulları Genel Müdürü Enver İstif ile bir araya geldi.
17 Nisan 2026, 21:49

