Kul Hakkı Kavramının Aktarılmasında Eğitim Kurumlarının Rolü ve Önemi 20 Ocak 2026, 07:48
Kadim kültürümüzde “terbiye”, insanı hayata hazırlamaktan önce, insanı kendisiyle tanıştırma sürecidir. Bu sürecin sağlıklı işlemesi için aile, öğretmen, müfredat ve yönetim anlayışının aynı istikamete bakması gerekmektedir.
İnsan, rızkını ararken aynı zamanda şahsiyetini, hayata bakışını ve ahlâkî yönelişini de inşa eder. Bu sebeple kazanç meselesi, insanın kimliğini, onurunu ve toplum içindeki yerini belirleyen esaslı bir terbiye alanıdır. İslâm tefekküründe rızık, imanla, kul hakkıyla ve ahlâkla doğrudan irtibatlı bir emanet olarak değerlendirilir. Kul hakkı kavramı ise helal ve haram kavramlarının en önemli noktasındadır. Dinimizde ibadetlerin kabulü bile helal yemek, giymek ile ilişkilendirilmiştir.
Bugünün dünyasında kazanç meselesi, farklı kavramlar ve cazip sloganlar eşliğinde yeniden tartışılmaktadır. Kimi zaman küçük harcamalardan vazgeçerek büyük servetlere ulaşma iddiası, kimi zaman bireysel başarı hikâyeleri üzerinden yürütülen bu tartışmaların
ortasında asıl soru çoğu zaman gözden kaçmaktadır: Kazanç miktarı, kazancın kaynağı mı önemli? Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikat açık bir şekilde ifade edilir: “Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz olanlardan yiyin.” Bu ilahî hitap, helalliğin yalnızca tüketilen şeyle sınırlı olmadığını, kazancın kaynağını, yöntemini ve niyetini de kuşatan bütüncül bir ahlâk çağrısı olduğunu ortaya koyar.
İslâm ahlâkı, çalışmayı ve emeği yüceltirken kazancın kaynağını önemser. Nitekim Peygamber Efendimiz: “Doğru ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir” buyurmaktadır. Bu hadis, kazancın; çalışmaya, dürüstlüğe, şeffaflığa ve kul hakkına riayete dayandığını açıkça ortaya koyar.
Çalışmak, insanın kendisine ve hayata karşı sorumluluğudur. Alın teriyle kazanılan rızık, bereketin ve haysiyetin kaynağıdır. Peygamber Efendimiz; “Hiç kimse, kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir” buyurarak emeği kazancın merkezine yerleştirmiştir.
İslâm’da kul hakkı, affı en zor olan haklar arasında yer alır. Peygamber efendimiz “Kimin üzerinde kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün fayda vermeyeceği gün gelmeden önce helâlleşsin” buyurarak bu meselenin ciddiyetine dikkat çeker. Allahü Teâlâ’nın günahları affedeceğini, ancak kul haklarının müstesna olduğunu bütün âlimler söz birliği ile belirtmişlerdir.
Kul hakkı, helal ve haram bilincinin yerleşmesinde; hayatın temellerinin atıldığı aileye ve güçlü bir hayat binasının oluşturulduğu okula büyük sorumluluklar düşmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz’in şu ikazı aile, yönetim ve öğretmenler için bir ölçüdür: “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz.”
Okul, hayatın ahlâkî provasının yapıldığı bir terbiye ocağıdır. Öğretmen, bu sürecin ilk ve en etkili ögesidir. Sözden önce hâliyle adaleti, emaneti ve dürüstlüğü temsil eden öğretmen, öğrencinin vicdanında kalıcı izler bırakır. Ders içerikleri, helal kazanç ve kul hakkı bilincini disiplinler arası bir yaklaşımla ele almalıdır. Okul yönetiminin öğretmenin, adalet, liyakat, merhamet ve şeffaflık ilkeleriyle hareket ederek herkes tarafından kabul edilen, sevilen bir güven ortamı oluşturması beklenir. Okulun yazılı olmayan dili, yani gizli müfredatı, çoğu zaman ders kitaplarından daha etkili bir ahlâk öğreticisidir.
Öğretmen, helal kazanç ve kul hakkı meselesinde ilk müfredattır. Zira çocuk, en çok anlatılanı değil; görüleni öğrenir. Bu sebeple öğretmen, adaletli ölçme-değerlendirme yapmalı, emanete riayet etmeli, (zaman, not, görev, sınıf düzeni), Öğrenci emeğini değerli görmeli, başarıyı, yalnızca sonuçla değil, gayret ve dürüstlükle ilişkilendirmelidir.
Bir öğrencinin kopya çekerek yüksek not alması yerine kopya çekmeden düşük not almayı tercih edebilmesi öğretmenin tutumu ile ilgilidir. Öğrenci, bütün süreçlerde arkadaşlarının hakkına riayet etmesi, öğretmenin bu konudaki tutarlılığına bağlıdır. Bu tutarlılık öğrencide kalıcı davranışa dönüşerek hayatta, kâr ve zararı ne olursa olsun benzer tercihler yapmasına yardımcı olacaktır.
Okul yönetimi, helal kazanç ve kul hakkı bilincinin kurumsal temsilcisidir. Yönetimdeki en küçük adaletsizlik, verilen en güzel dersleri dahi hükümsüz kılabilir. Yönetim, görev dağılımında adil olmalı, liyakati esas almalı, öğretmen ve personel emeğini görünür kılmalı, şeffaf ve hesap verebilir bir yapı kurmalıdır. Zira öğrenci, adaletin yalnızca kitaplarda anlatılan bir ilke değil, hayatta işleyen bir gerçek olduğunu okulda görebilmelidir.
Eğitimde en etkili alan, çoğu zaman yazılı olmayan “gizli/örtük müfredat” tır.
Okulun işleyişi, insanların birbiri ile iletişimi, kullanılan kelimeler, koridoru, panosu, törenleri, faaliyetleri, seçtiği tiyatrolar, gezi mekânları ve gezi mekânlarındaki anlatımlar, problemleri çözme becerileri… öğrenciye en kalıcı mesajları verir. Bu noktada okul, hak, merhamet ile adaletin birlikte tecrübe edildiği bir alan olmalıdır.
Öğrencilerin en yakın ilişki kurduğu iki alanı; Rehberlik ve Beden eğitimi bölümlerini bu tür çalışmalar için değerlendirmek de önemlidir. Zira bu iki bölüm öğrencinin adalet, hak, saygı, değer kavramlarının en çok işlendiği iki bölümdür. Bu iki bölümün okul yönetimi ile koordineli çalışabilmesi pek çok hedefe ulaşmayı kolaylaştıracaktır.
Okulda verilen ahlâk eğitimi, ailede karşılık bulmadığında eksik kalır. Bu sebeple okul, velilerle helal kazanç ve kul hakkı bilinci üzerine rehberlik çalışmaları yapabilir. Bu konuda paneller düzenleyebilir, etkinlikler yapabilir. Yapılan kampanyalar, okul, aile ve öğretmenin değer yargıları öğrenciler için örtük müfredatın önemli bir parçasıdır. Başarı baskısını körükleyen yaklaşımlara karşı aileleri bilinçlendirmelidir. Çocuk, evde ve okulda aynı ahlâk dilini duyduğunda doğru bir şahsiyet kazanabilir. Buna her türlü çevreyi de eklemek gerekir ancak bu alanda gücümüzün sınırlı olduğunu biliyor onunla ilgili tekliflerimizi başka yazılara bırakıyoruz.
Eğitimin, insanı mesleğe ve hayata hazırlamak görevi vardır. Müfredatta yeteri kadar yer almasa bile öğrenciyi dünya hayatı sonrası gerçek hayata hazırlayacak sorumlulukları olduğu da bir gerçektir. Helal kazanç ve kul hakkı bilinci, sınavla ölçülemez. Onun sınanma ve değerlendirme yeri gerçek hayattır ve daha da gerçek olan hayattan sonraki hayattır.
Bu sebeple okul, öğrencinin başarısına odaklandığı kadar onun kişiliğini şekillendirmeye de odaklanmalıdır. Öğrenciyi emanet ehli, adalet duygusu gelişmiş ve şükür bilinci olan bir insan olarak yetiştirmeyi hedeflemelidir. İşte bu hedef, okulu gerçekten “mektep” yapan ruhtur.
Sebahattin Kazaz - Eğitim Yöneticisi
DIĞER HABERLER
-
BİN BEN VARDIR BEN DE, BENDEN İÇERU…
21 Ocak 2026, 08:50 -
“Hepimizin Karnesi” “Gençliği, Cehaletin Zulmetinden Kurtarmak” “Satırdan Sadra!
21 Ocak 2026, 08:44 -
UYGULAMAK İSTEYENLER İÇİN TERS YÜZ SINIF MODELİ REHBERİ
21 Ocak 2026, 08:40 -
Üye Ziyareti
20 Ocak 2026, 08:54 -
NEOLİTİK YANKILAR: TAŞ TEPELER’DE MÜZİĞİN VE RİTÜELİN ONTOLOJİSİ
20 Ocak 2026, 07:59 -
Kul Hakkı Kavramının Aktarılmasında Eğitim Kurumlarının Rolü ve Önemi
20 Ocak 2026, 07:48 -
DEĞERLER EĞİTİMİ FELSEFESİ: EPİSTEMİK KRİZİN TAHLİLİ
20 Ocak 2026, 07:45 -
Akademik Başarı Neleri Perdeliyor? Ebeveyn, Okul ve Başarının Görünmeyen Bedeli
03 Ocak 2026, 16:35 -
Prof. Dr. John Hattie: Kişiselleştirilmiş Öğrenme Bağlamında Görünür Öğrenme
03 Ocak 2026, 06:28 -
Muallim-i Ekber: Hz. Muhammed (sav.)
02 Ocak 2026, 11:44

