“Hepimizin Karnesi” “Gençliği, Cehaletin Zulmetinden Kurtarmak” “Satırdan Sadra! 21 Ocak 2026, 08:44
Semboller her ülke, şehir, ilçe, köy, aile ve kişiye göre değişir. Her birinin kültürel bir birikimi, yaşanmışlığı, fedakarlığı, inancı ve uğruna verilen bir özverisi vardır.
Bir Togolu için "Bokou, Gele, Togo kelebeği"; bir İrlandalı için "Kelt düğümleri, Blarney taşı, üç yapraklı yonca" ne ifade ediyorsa; bizim insanımız için de “tespih, dua, Kur’an-ı Kerim ve Medine-i Münevvere vb.” odur ve daha fazlasıdır.
Ancak günümüz gençliğinin bu dini, geleneksel ve kültürel birikime pek de ilgisi kalmamış görünüyor. Bütün dünya adeta "tek tip insan" yetiştirme derdine düşmüş durumda. Farklılıklar her geçen gün azalıyor. Yerel, İslami ve tarihi değerler uzun bir süre farklı mecralarda aşağılandı. Televizyon dizilerinde, dergilerde, çeşitli ortamlarda, sosyal medyada, orada burada….
Bunun bir sonucu olarak yetişen gençlik; kendisini, ailesini, içinde yaşadığı geleneksel, tarihi ve dini değerleri ihmal etti, bazıları hiç öğrenemedi, kimileri öğrenmek istemedi, ihtiyaç olarak görmedi.
Ekranlarda "beğeni" alan ne varsa onların peşine düşüldü veya düşürüldü. Bayrağımız kırmızıdır, üzerinde hilal ve yıldız vardır; elbette bunun da derin bir anlamı mevcuttur. Lakin bu anlamlar da gönüllerdeki yerini yitirmiş durumda.
Anlamsızlık kol geziyor dört bir yanda; aradığını bu anlamsızlıkta bulan bir topluluk geliyor. Saçmalıklara verilen zaman, imkân nedense iyiliklere verilemiyor. Gençlik “like” alma hevesiyle rezilliğin, anlamsızlığın sınırlarını zorluyor. Oysa aileye, İslamî değerlere, insanî değerlere ve ülkeye duyulan güçlü değerler varsa, insan yaşadığı topluma uyum sağlar. Tertemiz tarihini bilmeyen büyük bir kitle, Batı’nın maskesi altına gizlenen gerçekleri de göremiyor.
Ünlü filozof, bu durumu şu vurucu cümleyle özetler: "Günümüz eğitim anlayışı, bireylere manevi değerlerden çok, kariyer ve diploma odaklı bir hedef koyuyor. Bu da insanın iç dünyasını zayıflatıp, onu sıradan ve mekanik bir varlığa dönüştürüyor." Eğitim dünyası bir "meslek sahibi" üretme bandına dönüştükçe, insanın iç dünyası ve manevi derinliği bu çarklar arasında eziliyor. Diploma bir amaç haline geldiğinde, insan kendi medeniyetine ve değerlerine yabancılaşan mekanik bir varlığa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Eee! Durum ortada, işimiz çok!
Eğitim, sadece kâğıt üzerindeki rakamlardan ibaret değildir. "Tahrirî" demek, sadece yazı ile yapılan bir imtihan demek değil; ruhu cehaletin karanlığından azat etmek, insanı hür kılmaktır. Asıl hürriyet, zihni ilmin ışığıyla aydınlatıp cehaletin zulmetinden kurtulmaktır. Sırat-ı müstakim yolunda atılan her adım, o yolda yazılan her bir harf için sonsuz güzellikler gizlidir. Unutulmamalıdır ki, sadece defterlere değil, "sadra" yani gönüllere yazılan ve orada yaşatılan ilim, insanı gerçek manada insan kılar.
İşte tam bu noktada büyük düşünür Cemil Meriç’i hatırlamak gerekir. Meriç, 1940’lı ve 50’li yıllara kadar tamamen sosyalist Batı düşüncesini savunan, ancak 1960’tan sonra Doğu kültürünü, Hint edebiyatını tanıyan ve artık "ışığın Doğu’dan geldiğine" inanan bir yazardır. Kendini tanımayı "irfanın varabileceği en yüksek merhale" olarak görür. Onun bir Konya yolculuğu esnasında bir üniversite öğrencisinden duyduğu "Sen bizden değilsin!" cümlesi, onu uçurumun kenarından çeviren bir uyanışın başlangıcı olmuştur. Bizde Avrupa’yı tanıyanın ülkesinden koptuğu bir gerçektir. Tefekkür vuzuhla (açıklıkla) başlar, kurtuluş ise ancak şuurla mümkündür.
Bugün modern insan, eline verilen yanlış reçeteleri kekeleyip duruyor. Kelimeler tarif edilmeden yapılan her tartışma kısırdır. İnsanlar birbirine "kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi" saldırıyor. Neden, niçin umurunda bile değil. “Yan baktın, yol vermedin, hava yaptın, sen benim kim olduğumu biliyor musun?” gibi cümlelerle bir insanı öldürebiliyor. Cahilliğin dibi bu olsa gerek!
Oysa düşünce adamı, yangın kulesindeki nöbetçi gibi uyanık olmalı ve yalanların maskesini yırtmalıdır. Saint Simon’u "putları yıkmak için" yazan Meriç gibi, biz de zihnimizdeki kariyer putlarını yıkmak zorundayız.
Sadece tüketen değil, üreten olmak; dijital hipnozun farkına varmak gerekiyor. Sosyal medya uygulamaları masaldaki kavalın melodisi gibi bizi büyülü bir dünyaya çekiyor. Algoritmalar bizi hipnotize ederken, başımızı kaldırıp dünyaya baktığımızda bir "zombi" sersemliği yaşıyoruz. Zamanımızı bir vampir gibi emen bu sistemden ancak "dijital oruçlar" ve nitelikli bir duruşla çıkılabilir.
Unutulmamalıdır ki; onayın ve kabulün yüklediği sorumluluklara göre hareket etmek, insanı yeni ve bilinmez bir yolculuğa davet eder. Nitelikli bir hayat, bazen iki yüz yetmiş altı kiloluk bir mermiyi taşıma sorumluluğunu yükler omuzlara.
Peki, tüm bu ideallerin ve değerlerin somutlaştığı o belgeye, yani "karneye" nasıl bakılmalı?
Karneler aslında yol ayrımlarını gösteren birer sinyal gibidir; eğitim hayatının devamında gidilecek yer hakkında ipuçları verir. Bu sinyali doğru okumak gerekir. Bir karne dönemi hem öğrenci hem de aile için bir "hasat günü" niteliğindedir. Ancak bu hasat, sadece rakamlardan ibaret değildir. Karnenin bir yüzünde akademik notlar varsa, diğer yüzünde davranışlar, sorumluluk bilinci ve sosyal gelişim ve öğretmen görüşleri vardır. Maalesef akademik başarı ön plana çıkarıldığında, karakter ve kişilik gibi hayati unsurlar arka planda kalmaktadır.
Öğretmenler ve aileler olarak bilinmelidir ki; karne sadece öğrencinin değil, aynı zamanda velinin ve biz eğitimcilerin de karnesidir. Öğrenciyi yetişen bir fidan olarak düşünürsek; eğitimciler bu fidana yön veren ziraat mühendisleri, aile ise o fidanın kök saldığı tarlanın sahibidir. Eğer fidan meyve veriyorsa, bu hepimizin ortak başarısıdır.
Karnedeki düşük notlar bir son değil, gelişim için bir fırsat olarak görülmelidir. Akademik başarı iş hayatının başında kapıları açabilir; ancak hayatın bütününde başarıyı getiren şey sosyal beceriler, karakter olgunluğu ve etik değerlerdir. Ödül ve ceza dengesi kurulurken öğrencinin potansiyeli ve gösterdiği gayret esas alınmalıdır. Çabası görülmeyen bir gencin özgüveni, sadece notlara bakılarak verilen bir ceza ile hayat boyu zedelenebilir.
Netice itibarıyla, karne günü bir yargılama günü değil, bir bağ kurma ve yön tayin etme günüdür. Gençlerin zihninde hatıra kalacak olan şey aldıkları hediyelerden ziyade, o gün hissettirilen sevgi ve takdir duygusudur. Eğitim, sadece bir diploma avcılığı değil; kendi tarihini bilen, medeniyet değerlerini kuşanan ve "zombi “leşmeye direnen şuurlu nesiller yetiştirme davasıdır.
Bu karne hepimizindir; aynaya bakma ve özümüze dönme vaktidir, vesselam!
Kaynakça
- Bardon, Jonathan. The Story of Ireland. Dublin: The O'Brien Press, 2005.
- Federal Research Division, Library of Congress. Togo: A Country Study. Washington, D.C.: Government Printing Office, 1991.
- Meriç, C. (1974). Bu Ülke. İstanbul: Ötüken Neşriyat. (Tefekkür, irfan ve Batılılaşma eleştirileri üzerine).
- Meriç, C. (1978). Mağaradakiler. İstanbul: İletişim Yayınları. (Entelektüel sorumluluk ve "yangın kulesindeki nöbetçi" metaforu üzerine).
- Demir, Ö. (2025). "Karneyi Doğru Okumak". İnsan ve Hayat Dergisi, Nisan, Sayı: 182. (Karne döneminin psikolojik etkileri ve doğru değerlendirme yöntemleri üzerine).
- Postman, N. (1994). Televizyon: Öldüren Eğlence. İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (Dijital hipnoz ve tek tip insan modeli eleştirileri üzerine).
EMİN KEVEN - EĞİTİMCİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
BİN BEN VARDIR BEN DE, BENDEN İÇERU…
21 Ocak 2026, 08:50 -
“Hepimizin Karnesi” “Gençliği, Cehaletin Zulmetinden Kurtarmak” “Satırdan Sadra!
21 Ocak 2026, 08:44 -
UYGULAMAK İSTEYENLER İÇİN TERS YÜZ SINIF MODELİ REHBERİ
21 Ocak 2026, 08:40 -
Üye Ziyareti
20 Ocak 2026, 08:54 -
NEOLİTİK YANKILAR: TAŞ TEPELER’DE MÜZİĞİN VE RİTÜELİN ONTOLOJİSİ
20 Ocak 2026, 07:59 -
Kul Hakkı Kavramının Aktarılmasında Eğitim Kurumlarının Rolü ve Önemi
20 Ocak 2026, 07:48 -
DEĞERLER EĞİTİMİ FELSEFESİ: EPİSTEMİK KRİZİN TAHLİLİ
20 Ocak 2026, 07:45 -
Akademik Başarı Neleri Perdeliyor? Ebeveyn, Okul ve Başarının Görünmeyen Bedeli
03 Ocak 2026, 16:35 -
Prof. Dr. John Hattie: Kişiselleştirilmiş Öğrenme Bağlamında Görünür Öğrenme
03 Ocak 2026, 06:28 -
Muallim-i Ekber: Hz. Muhammed (sav.)
02 Ocak 2026, 11:44

