Fikrî Rüşvet ve İslam’ı Batıya Benzetme Çabası: Reformizm 10 Mart 2026, 11:18
Dinde reform fikrinin son iki yüz yıldır Sünni İslam İnancına iki farklı yönden saldırdığını söylemek mümkündür. Bunlardan biri siyasi ve entelektüel çevrelerdeki; Batı sevdası ve aşağılık kompleksinden doğan batıya uyarak medenileşeceğini savunan düşünce yapısı, ikincisi ise; özellikle din adamı kisvesi altında ortaya atılan Dinde Değişim İhtiyacı olduğunu iddia eden düşünce yapısıdır.
Bu iki yapı çoğu yerde aynı aynı ateşe odun taşısalar da, gerçekte birbirinden bağımsız ve birbirine zıt ideolojilerden ortaya çıkmışlardır.
Biz bu makalede birinci gerekçeyi yani; Siyasi, entelektüel çevrelerde aşağılık kompleksinden kaynaklanan; batıya benzeyerek maddi gelişmeyi yakalayabileceklerini, keyif, zevk-ü sefa içinde olabilecekleri aldatmacasına kapılan düşünce yapıları ve bunları kullanmak isteyen çevrelerden bahsetmek istiyoruz.
Eğitim sisteminin kurgusu gereği uzun yıllar dini eğitimden uzak olan toplumun bir kesimi; bilmedikleri, öğrenmedikleri, öğretilmedikleri için bu çağda İslami hayatı yaşamayı zor zanneder, İslam’ı gelişmeye mani olarak görür, ancak aslında İslam’ı hevay-ı nefislerinin önünde engel, Avrupai tarzda yaşamaya mani olan bir sistem olarak gören kesimdir. Bu kesim, Müslümanlığı, yaşayan ve yaşanılan bir sistemler bütünü olarak görmez. Kendilerini zorlamayan –Cuma, Bayram Namazı, durumu müsait (!) olanlar için Ramazan Orucu- gibi islami ritüellerin dışında İslam’ın kişi ve toplum hayatını şekillendirmesinden korkarlar. Bu kesimi, belli siyasi çevreler ve “Kur’an’a bak ve ona göre yaşa” diyen bozuk ilahiyatçılar bir potansiyel olarak görür ve onların bu kolaycılıklarını kendi çıkarları için kullanırlar.
Bu kesimin siyasi veya entelektüel liderleri, İslam’a doğrudan saldırmamamayı, fakat onu yavaş yavaş dönüştürmeyi hedeflerler. Zira, toplumun büyük çoğunluğu Müslümandır; dolayısıyla İslam’a açık bir karşıtlık siyaseten maliyetlidir. Bu sebeple doğrudan cephe almak yerine İslam’ı içeriden dönüştürme ve modern Batı kalıplarına benzetme yöntemi tercih edilir. Bunun için yeterli iç ve dış destekçileri hep vardır. Burada toplumun maddi zorlukları ve özellikle gençlerin daha iyi hayat şartlarına ulaşmak için nelerden ödün verilip verilemeyeceği konusundaki bilinçsizliğini özellikle kullanmaktan çekinilmez. Böylece görünüşte dine saygılı bir tavır korunurken, özünde dinin belirleyici hükümleri devre dışı bırakılmış olur. Bu yaklaşımın hedefi çoğu zaman açıktır: İslam’ın kendisini değiştirmek değilmiş gibi görünerek onu Batı medeniyetinin normlarına uyarlamak.
Nitekim Kur’an-ı Kerim, inkârcıların en temel taleplerinden birinin vahyin değiştirilmesi olduğunu haber verir: “Ayetlerimiz onlara apaçık okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar, ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir’ dediler.” (Yunus 10/15) Mirzabeyoğlu’nun “rüşvet” benzetmesi tam da burada anlam kazanır. Çünkü burada yapılan şey, hakikati savunmak olmayıp Batı’nın kabul edebileceği bir İslam üretmeye çalışmaktır.
Modern dönemde bazı Müslüman aydınların zihninde ne yazık ki “Batı güçlüdür, gelişmiştir, teknolojide ileridir. O halde Batı doğrudur, Batı’nın eleştirdiği dinî hükümler mutlaka sorunludur.” Bu mantık zinciri sonunda şu noktaya varır: Eğer Batı’yı ikna etmek istiyorsak, İslam’ın bazı hükümlerini yeniden yorumlamalıyız. Bu tavır ile ortaya çıkan tablo şudur: İslam’ın hükümleri Batı’nın değerlerine göre tartılır. Batı’nın kabul etmediği hükümler “tarihsel” ilan edilir. Din, modern dünyanın onayından geçmeye çalışan bir savunma metnine dönüşür.
Oysa İslam kendi beyanına göre tamamlanmış bir dindir ve sonradan değiştirilmek üzere bırakılmamıştır: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.” (Maide 5/3) Ayrıca İslam’ın mesajı yalnızca bir topluma değil, bütün insanlığa yöneliktir: “Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.” (Sebe 34/28)
Daha dikkat çekici olan ise, bu süreçte bazı Müslümanların da farkında olmadan bu yıkım faaliyetine destek vermesidir. Batı’nın eleştirilerinden kurtulmak için şu yaklaşım ortaya çıkar: “İslam aslında böyle demiyor.” “Bu hükümler o döneme aitti.” “Bugün bunları uygulamak mümkün değil.” “Dinde zorlama yoktur” söylemleri ile İslam’ın Batı’ya benzemesi, bir ilerleme gibi sunulur. Bu yaklaşım, farkında olmadan Batı medeniyetinin uzun zamandır yürüttüğü bir projeye hizmet eder: İslam’ın içini boşaltmak. Çünkü bir dinin gücü, onun değiştirilemeyen temel ilkelerinden gelir. Bu ilkeler zayıfladığında din bir medeniyet kurucu güç olmaktan çıkar ve kültürel bir hatıraya dönüşür. Nitekim Peygamber Efendimiz bu konuda açık bir ölçü koymuştur. Hadis-i Şerif’te; “Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi (bidat) ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir.” (Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim)
Toplumda özellikle Sünnî İslam’a karşı mesafeli duran bazı çevreler, reform fikrine büyük ilgi gösterir. Bu çevreler için reformizm dini bir mesele olmanın yanında ideolojik bir araçtır. Ancak reformizmin psikolojik kökleri incelendiğinde, çoğu zaman şu duygu görülür: Batı karşısında duyulan derin bir aşağılık kompleksi. Sonuçta dinde reform isteyen, kolaylaştırma gayesini savunan, Avrupa heveslileri, Araba sevdalıları, siyasi ve dini çıkar çevreleri ortak bir paydada buluşmuştur. Adına da “Anadolu İslamı” yakıştırması yapılmış: başörtüsünü tarlada kapatan, arada içki içen, zekâtı vermeyip sadaka/yardımlar ile reklam yapan, eğitimsiz, gayesiz, özgüveni düşük, üretmeyen, tüketen… zavallı bir topluluk.
Batı güçlü ise onun değerleri de doğrudur. Bu yüzden Batı’nın gelişmişlik şablonuna uymayan dinî hükümler hedef alınır. Faiz yasağı, Miras hükümleri, Ceza hukuku, Medeni Hukuk gibi alanlarda İslam’ın açık hükümleri, modern (!) dünyanın ölçülerine uymadığı gerekçesiyle tartışmaya açılır. Zira Epstein dosyalarına bile gözünü kapayan modern (!) dünyanın geçici maddi gelişmişliği sağlam bir dini temeli olmayan yurdum insanı, özellikle yine yeterli milli ve manevi eğitimi almamış gençler için çok cazip hayat şartları sunmaktadır.
Bu durum, büyük mütefekkirlerden Salih Mirzabeyoğlu’nun kullandığı kavramla ifade edilirse, bir çeşit “fikrî rüşvet” mekanizmasıdır. Rüşvet burada maddî değil, fikrî ve kültürel taviz anlamındadır. Hakikatin savunulması yerine, karşı tarafın hoşnutluğunu kazanmak için hakikatten ödün verilmesidir. Bu kesim, siyasi gücü elinde bulundurduğunda saldırıyı doğrudan yaptığını tarih kitapları yazmış ve yakın geçmiş uygulamaları hafızalarda yer etmiştir.
Bu tartışmaların en çok kullanılan yöntemi tarihselciliktir. Tarihselcilik yaklaşımına göre: Kur’an’ın hukukî, iktisadî ve içtimaî hükümleri evrensel değildir. Bunlar yalnızca indirildiği yedinci yüzyıl Arap toplumuna aittir. Bu görüş ilk bakışta akademik bir yorum gibi sunulur. Fakat sonuçları düşünüldüğünde oldukça radikaldir. Çünkü bu görüş kabul edildiğinde: Kur’an’ın hukuk sistemi geçersiz sayılır. Toplumsal düzenle ilgili hükümler tarihsel kabul edilir. Din yalnızca bireysel ahlâk alanına indirgenir.
Bu durumda İslam, bir medeniyet kurucu sistem olmaktan çıkar ve yalnızca kişisel bir inanç alanına sıkıştırılır. Oysa İslam çağlar boyu büyük bir medeniyetin tüm kurumları ile işleyen, kurumsallaşan ve insanlığa hem dünya hem ahiret saadeti sunan bir sistem bütünüdür.
Türkiye’de de bazı ilahiyatçılar Ehl-i Sünnet akidesini de reforma tabi tutmaya çalışmaktadır. Böyle yaparak zaten uzun yıllar dini eğitim almamış, İslami ilimlerinden haberi olmayan ancak kendini Müslüman sayan ve İslam’ın emirlerini yapmaktan kaçınan, Avrupai bir hayata kavuşmayı arzu eden önemli bir kesim için bulunmaz bir din adamı hüviyetine kavuşmuş olacaklardır. Böylece maddi ve manevi(!) büyük imkânlara kavuşmuş olacaklardır.
Ehli Sünnet inancına göre; Kur’an’ın hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bu gelenek, İslam’ın temel referanslarını Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyas-ı Fukaha çerçevesinde kurumsallaştırmıştır. Bu çerçeve içinde şekillenen Sünnî ilim geleneği, yüzyıllar boyunca İslam medeniyetinin omurgasını oluşturmuştur. Reformist yaklaşımların önemli bir kısmı doğrudan veya dolaylı biçimde Ehli Sünnet geleneğini hedef alır. Çünkü Ehli Sünnet: Kur’an ve sünnetin bağlayıcılığını korur, fıkıh geleneğini meşru kabul eder, mezhepleri ilim mirası olarak görür. Reformizm ise bu yapıyı kırmak ister. Çünkü bu yapı var oldukça dinî hükümleri keyfî biçimde değiştirmek mümkün değildir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele aslında yalnızca bir dini tartışma değildir. Bu mesele aynı zamanda medeniyet meselesidir. Bir medeniyet, başka bir medeniyetin ölçülerine göre kendini değiştirmeye başladığında artık hükmünü, geçerliliğini kaybetmiş olur.
İslam tarihi boyunca Müslümanlar farklı kültürlerle karşılaşmış, fakat hiçbir zaman dinlerini o kültürlere benzetmeye çalışmamıştır. Tam tersine, kendi değerleriyle medeniyet kurmuşlardır. Kur’an bu hakikati şu şekilde ifade eder: “Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler; fakat kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf 61/8)
Hakikatin değeri, başkalarının onu kabul etmesinden değil, hakikat olmasından gelir. Hakikat için taviz verildiğinde elde edilen şey uzlaşma değildir. Olsa olsa fikrî bir rüşvet alışverişidir. Ve tarih göstermiştir ki rüşvet ve taviz üzerine hiçbir medeniyet ayakta kalamaz.
Bugün yapılması gereken İslami bir eğitim sistemi kurmak ve kaybolmuş on yıllar için ağıt yakmak yerine önümüzdeki 50 yıllık nesli kurtarma planı yapmaktır. Zira İslam, çağlar ötesine hitap eden, kıyamete kadar insanların mutlu, refah ve barış içerisinde yaşaması için bizzat yaratıcı tarafından gönderilen, insan ve toplum için bir kullanma kılavuzudur. Mesele bu kılavuza uygun bir medeniyet inşasıdır.
Bu da tam ve gerçek bir dönüşüm ile mümkündür.
Sebahattin Kazaz - Eğitim Danışmanı
DIĞER HABERLER
-
EĞİTİMDE KRİZ YÖNETİMİ: SESSİZ SALGIN YORGUNLUK VE TÜKENMİŞLİK
10 Mart 2026, 11:21 -
Bir Neslin Ruhunu İnşa Etmek
10 Mart 2026, 11:19 -
Fikrî Rüşvet ve İslam’ı Batıya Benzetme Çabası: Reformizm
10 Mart 2026, 11:18 -
ÖZKURBİR YK Üyesi Adem Doğan’dan Gaziantep İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Önder Arpacı’ya Hayırlı Olsun Ziyareti
09 Mart 2026, 13:35 -
ÖZKURBİR YK Üyesi Rasim Karagül’den Uluslararası Balkan Üniversitesi’ne Ziyaret
09 Mart 2026, 13:01 -
ESAS İHTİYAÇ NEDİR?
09 Mart 2026, 12:27 -
NEREDE BU ÇOCUKLAR?
09 Mart 2026, 12:14 -
İNSAN ALTI KUANTUM DÜNYAMIZ
09 Mart 2026, 12:05 -
PEKİ YA 9 MART?
09 Mart 2026, 11:53 -
ÖZKURBİR YK Üyesi Rasim Karagül, Kosova’da Bereqeti İnsani Yardım Derneği Başkanı Ajvazi ile Bir Araya Geldi
08 Mart 2026, 00:53

