Eğitim Nerede Başlar? “Kasis!” ve Trafik Kültürü 18 Mart 2026, 17:58
Eğitim, bir cemiyetin sadece zihnini değil, ruhunu ve karakterini de şekillendiren en temel sütundur. Hakiki bir eğitim süreci, bireye yalnızca formüller veya tarihsel veriler öğretmekle kalmaz.
Ona varoluşun gayesini, eşyaya ve insana bakış açısını, yani edebi aşılar. Kadim medeniyetimizde eğitim, talim ve terbiye olarak iki kanatlı bir kuş gibidir.
Bilgi, ruh disipliniyle, gönül güzelliğiyle birleşmediğinde, ortaya çıkan manzara ne yazık ki modern dünyanın -ne kadar modernse- karmaşasından öteye gidemez. Bugün sokaklarımızda, trafiğimizde ve sosyal ilişkilerimizde gördüğümüz aksaklıklar, yanlışlar, kavgalar, öfke halleri aslında sınıf sıralarında başlayan o büyük manevi eksikliğin dışa vurumudur. Sadece bilginin işe yaramadığının müşahhas numunesidir.
Gündelik hayatın en yalın göstergelerinden biri de trafiktir.
Hepimiz öyle ya da böyle trafikle imtihan halindeyiz.
Eğer bir yolda adım başı yüksek kasislerle karşılaşıyorsanız, orada aslında teknik bir zorunluluktan ziyade ahlaki bir zafiyet var demektir. Genellikle böyledir.
Kasis, insana kendi iradesiyle durmayı beceremediğinde uygulanan fiziksel bir engeldir.
Sözün yetmediği ya da bittiği yerdir.
Trafik kültürü düşük olan bir yerde, levhalar ve ışıklar sadece birer nesne hükmündedir; çünkü okunanı anlamak, anladığını ise vicdan terazisinde tartıp eyleme dönüştürmek bir terbiye meselesi, bir yaşam meselesi, bir kültürdür.
O da bizde bolca var(!)
Kaldırımların aşırı yüksekliği veya engelli geçişlerinin düşünülmemesi, medeniyetimizin nezaket ve zarafet noktasında henüz olgunlaşmadığının bir nişanesidir.
Gerçi şimdi asfalt üstüne asfalt döktüğümüz yolların yüksekliği kaldırımları da geçti. Asfaltı kazıyıp dökmek meşakkatli olsa gerek. Gelen giden üstüne döküyor.
Bu da ayrı bir mevzu?
Aşırı hız, sinyal vermeden şerit değiştirme veya yaya geçidinde durmama gibi davranışlar, aslında kul hakkı bilincinin zayıfladığını gösterir. Trafik, bir toplumun değerlerini ne kadar sindirdiğinin, başkasına ne kadar saygı duyduğunun en net sınav alanıdır.
Bizim inancımızda yoldan bir taşı kaldırmak sadakadır düsturu varken, başkasının canını ve malını tehlikeye atan bir sürüş tekniği, aldığımız eğitimin davranışımıza, ruhumuza nüfuz etmediğinin kanıtıdır. Bu yanlışın, karmaşanın içinde dönüp duruyoruz.
Herkes birilerini, diğerini, karşıdakini suçladıkça dosyamız kabarıyor. Düzelen de bir şey olmuyor. Sorunlar altın topu gibi ortada öylece duruyor.
Değerlerimizi korumak bazen dünyevi konforu kaybetmeyi göze almaktır. Örneğin, evlerimize ve camilerimize ayakkabıyla girmemek sadece bir temizlik kuralı değil, bir saygı ve mahremiyet sınırıdır. Dış dünyanın kirini ve karmaşasını kutsal sayılan aile yuvasına taşımamak, manevi bir arınma simgesidir. Büyük bir çoğunluk için hâlâ böyledir.
İnsanın en büyük savaşı, meydanlarda kılıç salladığı değil, kendi nefsiyle baş başa kaldığında verdiği mücadeledir. İslam geleneğinde buna cihad-ı ekber denir. Bu mücadele, trafikte sabırlı olmayı, başkasının hakkına girmemeyi ve öfkeyi yenmeyi öğretir.
Kendi içindeki kaosu dindiremeyen bir bireyin, toplumsal düzeni sağlaması veya bir kurallar bütününe gönüllü uyması beklenemez.
Onca ceza bile engel olamıyor!
Cezalar da başka bir konu. “Bu pilav daha çok su kaldırır.” deyip ecelim şimdilik.
Bugün gençliğimizin önündeki en büyük imtihan, helal ve haram arasındaki o ince çizgidir. Helal olanı aramak, alın teri dökmek ve sabırla elde etmek her daim meşakkatlidir; ancak bereketi içindedir. Haram ise çok yakında, süslü ve cazibeli görünebilir fakat unutulmamalıdır ki haram, bal içine gizlenmiş bir zehir gibidir.
Vicdanı güçlü olan insan zoru seçer.
Karakter sahibi bir kişi, hayatını başkalarının ne dediğine göre değil, Allah katındaki duruşuna ve ödediği bedele göre şekillendirir. Böyle bir insanı, tüm dünya bir araya gelse yıkamaz; çünkü o, gücünü maddiyattan değil, sarsılmaz bir imandan alır.
Boğazından geçeni de ağzından çıkanı da hesap eden bir gençlik!
Neler yapmaz ki?
Bugün kaybettiğimiz ve hasretle aradığımız en büyük değer, işte bu istikamet üzere yaşama iradesidir. Maalesef modern çağın iletişim araçları, manevi dünyamızı bir kuşatma altına almış durumda. Ekranlarda ihanetler sıradanlaştırılıyor, kötüler sevimli figürler olarak takdim ediliyor. Sade ve erdemli bir hayat yetersiz gibi gösterilerek çocuklarımız, gençlerimiz lüks ve gösterişe özendiriliyor.
Yanlışın bini bir para!
Yirmi otuz saniye meşhur olmak, beğeni almak için yapılan rezilliklerin hangi birini sayalım?
Yalılar, lüks arabalar ve kaynağı belirsiz paralar birer başarı kriteri olarak sunulurken; dürüstlük, kanaat ve tevazu gibi değerler adeta can çekişiyor.
Maneviyat, hayatın merkezinden çıkarılıp sadece ihtiyaç duyulduğunda takılan bir maske haline getiriliyor. Bu durumun neticesi ise hüzün vericidir.
Bireysellik zırhına bürünmüş, yalnızlaşmış, kimseye güvenmeyen ve ailesinden, kendisinden, değerlerinden kopmuş bir nesil.
Peki, bu tablo karşısında biz kimiz?
Komşumuzun ne aldığıyla meşgul olmak yerine, kendi aynamıza ne kadar bakıyoruz?
Bizim eğitimdeki-sokaktaki, manavdaki, şuradaki, buradaki- kısacası hayattaki asıl derdimiz insan-ı kâmil yetiştirmek olmalıdır.
Öyle mi peki?
İnsan-ı kâmil; elinden ve dilinden emin olunan, bilgisiyle aydınlatan, ahlakıyla örnek teşkil eden kişidir.
Eğer bir genç, üniversite bitirip mühendis olduğu halde trafikte kul hakkı yiyorsa, o kişi eğitilmiş değil, sadece bilgilendirilmiş demektir. Eğer bir birey, kariyer basamaklarını tırmanırken vicdanını aşağıda bırakıyorsa, o eğitim süreci iflas etmiştir.
Özetle; eğitim sadece diplomadan, testlerden ve sıralardan ibaret değildir. Eğitim, bir çocuğun kalbine merhamet, zihnine doğruluk ve ruhuna sorumluluk bilinci ekme işidir.
İşimiz çok!
Trafikteki nezaketimizden evdeki edebimize kadar her şey, aldığımız eğitimin birer meyvesidir.
Olgun, parlak hem gözü hem gönlü doyuran meyvelere ihtiyacımız var.
Eğitimin nihai gayesi, bireyi sadece bir meslek sahibi yapmak değil, onu her iki cihanda da güzel bir insan kılmaktır, vesselam!
EMİN KEVEN - EĞİTİMCİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
Eğitim Nerede Başlar? “Kasis!” ve Trafik Kültürü
18 Mart 2026, 17:58 -
Dedemin Tespihine Ne Oldu?
18 Mart 2026, 17:55 -
TAHAYYÜL VE TASAVVUR
18 Mart 2026, 17:52 -
Kul hakkı yemek orucu bozar mı?!..
14 Mart 2026, 10:02 -
Ramazan’ın Çocukları: Osmanlı’da pedagoji ve kültürün inceliği
14 Mart 2026, 09:47 -
ÖZKURBİR Başkanı Enis Şener, Milli İrade Platformu İftar Programı'na Katıldı
13 Mart 2026, 23:30 -
TÖDER BAŞKANI İBRAHİM TAŞEL’DEN, BAŞKAN ENİS ŞENER’E ZİYARET
13 Mart 2026, 18:18 -
Eğitimde Stratejik Yalnızlaşmaya Karşı: Özel Okullara Birlik Çağrısı
13 Mart 2026, 17:18 -
ÖZKURBİR Başkanı Enis Şener, İTO’nun Aylık Meclis Toplantısına Katıldı
12 Mart 2026, 18:04 -
Eski İmam Hatipler Üzerine Bir Hatıra
12 Mart 2026, 14:48

