DERSTEN ÖNCE DERT SAHİBİ OLMAK 30 Mayıs 2026, 08:06
Bir gün bir bilgeye sorarlar: “Dünyadaki en güç iş hangisidir?” Bilge, kısa bir sessizliğin ardından şu cevabı verir: “Bir insanı, insana yakışır bir kıvama eriştirmek.” Çünkü insan yetiştirmek, yalnızca bilgi ve beceri aktarmaya indirgenebilecek bir faaliyet sayılmaz; aynı zamanda ahlak, karakter, sorumluluk aşısı yapma çabasını içinde taşır. İnsanı yetiştirme gayesi, bir meslek icra etmekten öte, bir medeniyet tasavvurunu gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğunu yüklenmeyi gerektirir.
Kadim hikmet geleneğinde insan, işlenmeyi bekleyen bir cevhere benzetilir. Bu cevherin parlayabilmesi için emek gerekir; olgunlaşabilmesi için ise zaman… Nitekim bir hikmetli sözde ifade edildiği üzere: “Ağaç, kök salmadan meyve vermez.” İnsan da böyledir. Bilgi ve becerinin yanında yön, şahsiyet ve istikamet kazandığında hakiki anlamına ulaşır.
İnsan yetiştirme derdi taşıyan eğitim anlayışı, yalnızca öğretim faaliyeti yürütmeyi hedeflemez; aynı zamanda insanın iç dünyasına dokunmayı, onu değerlerle buluşturmayı ve hayata karşı bir duruş kazandırmayı amaçlar. Böyle bir anlayışta eğitim, sınavlara hazırlayan teknik bir süreç olmaktan çıkar; insanın kendini tanımasına, toplumla bağ kurmasına ve hakikate yönelmesine rehberlik eden uzun soluklu bir terbiyeye dönüşür.
Bir marangoz ustasını düşünelim. Usta, çırağına yalnızca ağacı işlemeyi öğretmez; aynı zamanda dikkat, sabır ve iş ahlakını da aktarır. Bir gün bir marangoz çırağı merakla ustasına sorar:
“Ustam, neden her ayrıntıya bu kadar özen gösteriyorsunuz?” Usta, elindeki ahşabı yavaşça bırakır ve şu cevabı verir:
“Evlat, gün gelir sen de birine öğretirsin. O vakit yalnızca işi aktarmış olursan eksik bırakırsın; emeği, sabrı ve titizliği de aktarman gerekir. Çünkü bir işin kıymeti, ona gösterilen özen kadardır.”
Bu kıssa, eğitimin mahiyetine dair önemli bir hakikati hatırlatır. Eğitimci, yalnızca müfredat aktaran bir görev insanı konumunda bulunmaz; aynı zamanda bir karakter mimarıdır. Talebesine sadece bilgi sunmaz, hayata nasıl bakılması gerektiğine dair bir ufuk da kazandırır. Çünkü bilgi ve beceri yön tayin etmez; yönü, aktarılan dünya görüşü belirler. Nitekim eğitim sahasında uzun yıllar emek vermiş birçok insan bilir ki dersten önce dert sahibi olmak en dipte yön bilincinden kaynaklanır. Dert, insanı hassaslaştırır; hassasiyet ise titizliği doğurur. Kendisine emanet edilen talebenin zihnine olduğu kadar kalbine de temas etme sorumluluğu taşıyan eğitimci, yalnızca akademik başarıyla yetinmez. Onun gayesi, insanın bütünlüğünü koruyarak çok cepheli yetişmesine katkı sunmaktır.
Bir öğrenci öğretmenine sorar:
“Hocam, neden bize sadece matematik, tarih ya da fen anlatmakla yetinmiyorsunuz? Hayata dair başka meselelerden de söz açıyorsunuz?” Öğretmen tebessüm eder ve şöyle der:
“Evladım, sana yalnızca ders anlatmak için burada bulunmuyorum. Aynı zamanda doğru insan olmanın yollarını göstermeye çalışıyorum. Bilgi birçok kapıyı açar; karakter ise insanın hangi kapıdan geçeceğini belirler. Unutma ki insan toplunda şahsiyetiyle yaşar, diplomasıyla değil.”
Bu yaklaşım, eğitimin ontolojik boyutuna işaret eder. Çünkü eğitim yalnızca zihinsel gelişimle sınırlı tutulduğunda insanın anlam arayışı eksik kalır. Oysa insan; aklı, kalbi, iradesi ve ahlaki yönüyle bir bütündür. Bu sebeple eğitim süreci de çok katmanlı bir inşa hareketi olarak ele alınmalıdır.
Eğitimciyi başka bir açıdan bahçıvana benzetmek mümkündür. Bahçıvan, toprağa bıraktığı tohumun ertesi gün meyve vermesini beklemez. Önce toprağı tanır, sonra su verir, güneşi bekler ve vakti geldiğinde filizlenmenin sevincine ortak olur. Çünkü bilir ki görünmeyen kökler güç kazanmadan görünen dallar büyümez.
İnsan yetiştirme süreci de böyledir. Bir çocuk yahut genç, zamanla olgunlaşır; doğru rehberlikle şahsiyet kazanır. Bu yolculukta sabır temel şartlardan biridir. Atalarımızın söylediği gibi: “Bir yiğit kırk yılda meydana gelir.” Bu söz, insanın olgunlaşmasının uzun bir zaman dilimine yayıldığını anlatır.
Bir öğretmen, öğrencisine küçük bir fidan verir ve onu yetiştirmesini ister. Öğrenci büyük bir heyecanla fidanı eker, her gün sular. Günler geçer; fakat gözle görülür bir değişim fark edemez. Nihayet öğretmenine gelir:
“Hocam, neden hâlâ büyümedi?”
Öğretmeni sakin bir ses tonuyla cevap verir:
“Evladım, toprağın altında kök salan bir hayat var. Her büyüme gözle seçilmez. Güçlü bir gövde için önce sağlam kök gerekir. İnsan da böyledir; emek ve sabırla derinleşir ve kök salar.”
Bu kıssa, yetişmenin görünmeyen tarafını anlatır. Çünkü insanın olgunlaşması çoğu zaman sessiz ilerler. Bugün verilen bir nasihat, yıllar sonra hayatın bir dönüm noktasında anlam kazanabilir. Bugün gösterilen bir merhamet, gelecekte bir şahsiyetin mayasına dönüşebilir.
Yetiştirme derdi taşıyan insanlar, çalışmalarını süreklilik içinde yürütür. Çünkü bilirler ki büyük eserler, küçük ama istikrarlı gayretlerin birikiminden doğar. Bir marangoz çırağı her gün aynı işleri yaptığını düşünerek yakınır:
“Ustam, neden sürekli aynı emeği veriyorum?”
Usta ona uzun süren bir masa yapım işi verir. İş tamamlandığında çırak yorgundur. Usta, yaptığı masayı göstererek şöyle der:
“Bak evlat, yalnızca bir masa üretmedin; ona emeğini, sabrını ve dikkatini kattın. İnsanların kullanacağı bir eseri ortaya çıkardın. Kıymet tam da burada saklıdır.”
İnsan yetiştirmek de böylesi bir emeği gerekli kılar. Çünkü şahsiyet tesadüfen oluşmaz; tekrar, istikrar ve sabırla şekillenir. Bir öğrencinin aynı konular üzerinde yeniden düşünmesi bazen yorucu gelebilir. Fakat eğitim, aceleye sığan bir süreç sayılmaz.
Bir öğrenci hocasına şöyle yakınır:
“Hocam, neden aynı meseleleri tekrar tekrar ele alıyoruz?” Hocası şu cevabı verir:
“Sabır, öğrenmenin ilk eşiğidir evladım. Bilgi aceleyle geçildiğinde zihinde iz bırakmaz.
Sindirilerek öğrenilen hakikat ise insanın karakterine yerleşir.”
Nitekim insanın yetişmesi zaman ister. Hız çağının alışkanlıkları, çoğu zaman insanı sonuca odaklı düşünmeye sevk eder. Oysa eğitimde esas olan, sürecin kendisidir. Çünkü güçlü karakterler kısa yollarla kolay kolay yetişmez.
Yıllarını öğrenci yetiştirmeye adamış bir hocaya bir gün öğrencilerinden biri sorar:
“Hocam, yıllardır aynı sabırla bizler için çabalıyorsunuz. Bunun karşılığında ne kazanıyorsunuz?”
Hoca gülümseyerek cevap verir:
“Bir tohum ektiğinde hemen meyve beklemezsin. Toprağı işlersin, su verirsin, vakti beklersin. Sizler de birer tohum gibisiniz. Benim kazancım, bir gün kendi meyvenizi verdiğinizi görebilme umududur.” Öğrenci yeniden sorar: “Ya o gün hiç gelmezse?” Hoca derin bir nefes alır:
“Evladım, insanın emeği çoğu zaman görünenden daha uzun ömürlüdür. Samimiyetle verilen her çaba, insan ruhunda bir iz bırakır. O izler, zamanı geldiğinde filiz verir. Asıl mesele, o izleri bırakabilecek bir dert taşımaktır.”
Sonuç olarak insan yetiştirme sorumluluğu; sabrı, emeği ve yüksek bir ideal duygusunu birlikte gerektirir. Sabır, şahsiyetin olgunlaşmasına zaman tanır; emek ise insanın iç dünyasını besler ve geliştirir. Sonuçlar her zaman hemen görünmeyebilir; ancak samimiyetle verilen emeğin mutlaka bir karşılığı bulunur. İnsan yetişme yolculuğu, hem öğreten hem öğrenen açısından meşakkat taşıyan; bununla birlikte derin anlamlar barındıran hikmetli bir yürüyüştür.
İnsan yetiştirme derdi taşıyanlar bilir ki; taştan bina yapmak kolaydır, ama zamana direnecek ve zamanı aşacak şahsiyetler yetiştirmek zordur. Bu yüzden dersten önce dert sahibi olamak her şeyin ötesindedir.
İSMAİL GÜLER - Eğitim Yöneticisi & YK Üyesi
DIĞER HABERLER
-
DERSTEN ÖNCE DERT SAHİBİ OLMAK
30 Mayıs 2026, 08:06 -
İnsan bilmediğinin düşmanıdır
30 Mayıs 2026, 07:31 -
Takvimleri Değil, Zihinleri Yenilemek
29 Mayıs 2026, 14:55 -
ZAMAN ve SABIR
29 Mayıs 2026, 00:23 -
Kurban: Etten ve kandan öte bir ahit
28 Mayıs 2026, 15:02 -
2026-2027 Eğitim Öğretim Yılı MEBBİS Ücret Girişleri Hakkında
28 Mayıs 2026, 14:46 -
KURBAN OLURUM SANA!
28 Mayıs 2026, 01:22 -
KAPATIYORUZ
26 Mayıs 2026, 19:17 -
Zihnimizdeki sessiz istila: Bilgi mi tüketiyoruz, bilgi mi bizi tüketiyor?
26 Mayıs 2026, 19:14 -
TÜRK TÖRESİNE GÖRE ÇOCUKLAR İÇİN DAVRANIŞ REHBERİ
26 Mayıs 2026, 18:41

