Derde deva belki de bela ara tatiller. 28 Şubat 2026, 14:44
Sevgili dostlar, Son zamanlarda ara tatil kalsın mı, kaldırılsın mı muammasının hepiniz gibi ben de merakla sonuçlanmasını bekliyorum.
Maalesef bugüne kadar yapılan hiçbir ankete denk gelmedim; kendi başıma yapabildiğimden fazlasını da tüm toplum için uygulayabilme gücüne sahip olamadım. Fakat bu konudaki düşüncelerimi en azından siz değerli okurlarla paylaşmak istiyorum.
Peki, ben olsaydım ne mi yapardım?
Birinci seçenek ve içimden kesinlikle gelen düşünce şu: Eğitim-öğretim hayatı denilen ve sınırlı olan insan ömrünün büyük bir kısmını kapsayan o süreci, elimden geldiğince kısa tutmaya çalışırdım. Hâliyle kimsenin aklına “tatil” diye bir şey de gelmezdi. Belki dört yıl, belki beş yıl… Dile kolay, günümüzde bu dönem otuzlu yaşlara kadar uzadı. O yaştan sonra hayata karşı motivasyonu kaldıysa kişi evlensin, çoluk çocuğa karışsın. Sonra da “Neden aile kurumu iflas ediyor, neden doğum oranları azalıyor?” diye başka uzmanlar aramayalım.
Yanlış duymadınız; bir eğitimci olarak beş yılın bile fazla olabileceğinden endişe ediyorum. Hele ki bu çağda… Buzul çağdan ilham alarak adını koyduğum bu “hızıl çağda”...
Bir öğretmen olarak, sekiz ay gibi kısa bir sürede neredeyse sıfır seviyede kurslara başlayan birçok öğrencinin; lise ya da üniversite sınavlarında sekiz ya da on iki yıllık açıklarını fazlasıyla kapatıp, üzerine daha da koyarak dakikalarla ölçülen sınavlarda başarılı olabildiğine defalarca şahitlik ettim. Birçok eğitimci arkadaşımın da buna şahit olduğunu biliyorum.
O vakit neden insan ömrünün on iki senesini —ki buna üniversite ve sonrasındaki akademik unvan yarışını dâhil etmiyorum— kapalı alanlarda, iki büklüm masa başlarında, hayatın asıl değerlerinden uzak geçirmesini istiyoruz? Öyle ya, hızıl çağda bilgiye ulaşmak çok daha kolay. İsteyen, merak eden her insan artık evinde, sokakta yürürken hatta oyun arasında bile bilgi sahibi olabiliyor. O hâlde bu ısrar neden?
“Yüce Yaradan’ın ilmi isteyene veririm” sözünü kulağına küpe etmiş biri olarak soruyorum: İlimden habersiz, ilmi istemeyenlere neden zorunlu bir şekilde bilgi vermeye çalışıyoruz? Aslında cevabı da büyük çoğunluk gibi ben de biliyorum; fakat sırf ebeveynler daha rahat çalışabilsin diye tüm dünyanın özümsediği bir yanlıştan vazgeçemez miyiz? Madem evlatlarımızın geleceklerini düşünüyoruz, bugünlerini neden dar ediyoruz?
“Hayat disiplini” demeyin sakın. Bunun gibi yaklaşımların hem çok başarılı olamadığını hem de alternatif yöntemlerin bulunduğunu yine sistemin yetiştirdiği bilim insanları söylüyor. Bu konuda çok şey söylenebilir; fakat maalesef birinci seçeneğimin dünya konjonktürüne ve mevcut düzene çomak sokacak kadar güçlü bir seçenek olmadığını biliyorum.
Peki, o hâlde tatiller konusunda ne yapılmalı?
Şimdi de ikinci seçeneğimi paylaşayım. Madem sistem bu şekilde tasarlanmış ve zorunlu eğitimi sürdürmek zorundayız; önce “zorunlu” ibaresini değiştirmekten başlamalıyız. Bu kadar açık etmesek niyetimizi, belki çocuklarımızı biraz daha güle oynaya okullara getirmeyi başarırız. Her ne kadar “çocuk” deyip geçilmeye çalışılsa da bu hızıl çağın evlatları, zannımca sanıldığından çok daha zekiler. Özellikle dayatmalara karşı neredeyse alerjik tepki verebiliyorlar.
İsmi değiştirdikten sonra müfredatı da gerçekten çocuklarımızın yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre seyreltmeli, yeniden düzenlemeliyiz. Devamsızlık konusunda ve giriş-çıkış saatlerinde biraz daha esnek olabilmeliyiz. Dahası ve en önemlisi, okul dediğimiz ortamları öyle sevdirmeliyiz ki her günleri tatil havasında geçsin.
Merak duygularını harekete geçirmeli; öğrenmeyi, amacını göstererek sevdirmeliyiz. Gereksiz ödev yükleriyle onları sıkmadan, evlerini de okula çevirmekten vazgeçmeliyiz. Mutluluklarını öncelemeli ve bunu onlara hissettirmeliyiz. Sevgiyi, saygıyı, dostluğu, yardımlaşmayı; şiiri ve özellikle felsefeyi sevdirmeliyiz. Düşünmeyi öğretmeliyiz ki gerisi zaten çorap söküğü gibi gelsin.
Bir amaç için yola çıkmış çocuğun gözü tatili aramaz. Nasıl ki sevdiği işi yapan insan ömür boyu çalışmış sayılmaz diyorsak; amacı olan öğrenci de eğitim hayatı boyunca okula gitmiş gibi hissetmez.
Az önce birinci seçeneğimi anlatırken söylediğim gibi, söylenecek çok şey var; ancak burada yazıya sığmaz. Kısaltamıyorsak, en azından zehir etmeyelim. Mümkün mü? İstenirse, emin olun daha faydalısı da mümkün. Ve tekrar belirtmek istiyorum: Elimde büyük bir yetki olsaydı kesinlikle ihtisaslaşmaya ve süreci kısaltmaya giderdim.
Yeter ki düşünelim. Vicdan ve akıl ile her şey mümkün…
Ayrıca dikkat edilmesi gereken son bir husus daha var: Ara tatillerde okullar dışında bankacı, esnaf, memur çalıştığı için —ya da çalışmak zorunda olduğu için— o ailelerin çocukları zaten gerçek anlamda tatil yapamıyor. Bu durumda tatil konusunda da çocukları ayrıca ayrıştırmış oluyoruz.
Sevgi ve saygılarımla
RIDVAN AKLAN - EĞİTİM YÖNETİCİSİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
Danıştay’dan Kritik Karar: Lise Yatırımlarında Damga Vergisi İstisnası Sona Erdi.
02 Mart 2026, 23:52 -
ÖZKURBİR’den Deniz Feneri Derneği’ne Ziyaret
02 Mart 2026, 17:03 -
MEB Yeni Marka Lisans Sözleşmesi Usul ve Esasları: Özel Öğretim Kurumlarını Neler Bekliyor?
01 Mart 2026, 14:17 -
Bir Zulmün Adı: 28 Şubat - Eğitimde Kırılan Hayaller ve Yeniden Ayağa Kalkma İradesi
01 Mart 2026, 00:30 -
BUGÜN SUSARSAK YARIN KİMİ GÖMECEĞİZ ?
28 Şubat 2026, 14:48 -
Derde deva belki de bela ara tatiller.
28 Şubat 2026, 14:44 -
Değerler Eğitimi Kimin Sorumluluğunda
28 Şubat 2026, 14:41 -
AŞK BÖYLEDİR İŞTE
27 Şubat 2026, 12:04 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Toplantısı Ramazan’ın Manevi İkliminde Gerçekleşti
27 Şubat 2026, 09:18 -
HER ŞEYİ HAZIR BULDU İNSAN
26 Şubat 2026, 16:05

